Postnatal Tuzak

Depresyon denilen karanlık ülkenin sularında az yüzmedim. Hüzünler, talihsizlikler, keder ya da kalp kırıklıkları beni hayatımın çeşitli dönemlerinde avlamıştır. Bazen teker teker gelecek kadar insaflı olsalar da bazen de üst üste biner ve üzerime öyle yıkılırlar…

depresyon

Bir insan ne zaman avlanmaya müsait hale gelir? HAZIRLIKSIZ OLDUĞU ZAMAN.

Umulmadık yıkımları tamamen konu dışı bırakıyorum. Çünkü istediğiniz kadar güçlü ve donanımlı olun; beklemediğiniz bir hamle tarafından yakalanabilirsiniz. İster kader ister kötü tesadüf diyin, en savunmasız anınızda sizi kıskıvrak tutarak içine çeken şeyi yönetmek kolay olmayabilir.

Ama öte taraftan geleceğini bildiğiniz, yönünü gördüğünüz fırtınanın sizi alabora etme olasılığı düşer değil mi? Dediğim gibi, depresyon bence bir avcıdır… Ve avlanma yöntemi daima nizami değildir. Pusuları sinsi olabilir. Bazen dışarıdan ve aniden gelir. Bazen içinize kuluçka yapıp ağır ağır sizi ele geçirir. Bazen göstere göstere kurar hükümdarlığını, bazen usulca-çaktırmadan parseller halinde ele geçirir.

Doğum sonrası depresyon umulduk bir avcıdır. Her hamile kadını bir köşeye kurulur bekler. Bekler ki, kadın doğursun ve bebeği ile kurulacak yeni dünyayı şöyle bir görsün. Bir insana bakmanın güçlüğünü tatsın, uykusuzluğun suyundan içsin, bedeni değişsin, ev içi sükuneti hafiften bir sallansın… Postnatal depresyon bekler ki, kadın aynanın karşısına geçsin, doğumdan sonra değişen vücudunu görsün, şaşırsın, sarsılsın… Cinsel kimliği kadınlıktan anneliğe akmış gibi hissetsin. Özgürlüğü daralmış sansın…

Sonra sosyal çevre, bu avcının iştahını bir misli kanırtır:

O sosyal çevre, anne olan kadından bebeğine bantlanmış gibi davranmasını bekler. Kadın uykusuz, kimi zaman aç, kimi zaman tuvalet ihtiyacını giderememekten şişmiş halde bebeğin peşinden koşmaya başlar. Onu beslemek için kendisini adar… Onun uyuması, rahatlaması, giyinmesi her şeyden önemlidir. Ancak kimse, annenin nihayetinde bir insan olduğunu, aylar süren hamileliğin ve doğum savaşının ardından çok yorgun olduğunu anımsamaz. Düşünülmez ki, anne salim bir kafadan uzaklaştığı müddetçe bebeğine karşı o denli robotlaşır. Bebeğin ihtiyaçları karşılanmasına karşılanır ancak anne-bebek ilişkisi verimsizleşir. Bu ise annenin içinde mutsuzluğu doğurur. Ama daha fenası, hatalar arttıkça mutsuzluk beslenir ve büyür. “sosyal çevre” denilen ve neredeyse kişileşen faktör çok acımasızdır. Annenin içinde bulunabileceği sıkıntılı ve hassas durumu bir köşeye bırakarak ona der ki, “aaa şunu unuttun mu? Bunu ihmal ettin mi? Bunu atladın mı?” Yeni anne, şimdi kendisini bir misli daha yetersiz ve beceriksiz hisseder. O an, postnatal avcıların pusudan çıkıp yenianneyi avladığı andır. O an, annenin cehennemi başlar. Çok ciddi sonuçlar doğabilirecek bir süreç anneyi içine çekebilir.

Ama aşamaları görerek, elimizden geldiğince bizi tuzağına düşürmeyi bekleyen bu avcıyı nasıl bertaraf edebiliriz.

Bedensel aşama…

  • Doğum sonrasında, bedenimiz yalnızlaşır. Dünyalar tatlsı bir bebeğe ev sahipliği yapan karnımızda şişkin bir boşluk vardır. Elimiz, ayların alışkanlığı ile sıkça karın bölgesine yaklaşır ama bebeğimiz şimdi dışarıdadır. Bu beklenilen ayrılık, nedensiz bir hüzün kaynağıdır. Ben, bu hisle mücadele etmekte zorlanacaktım. Oysa, karnıma dokunmak istediğim her an, bebeğime baktım. İster başka bir odada uyumakta olsun, ister uykumun arasında olsun, isterse bu boşluk hissi beni banyoda yakalasın… Ne yapmaktaysam bırakıp, en kısa sürede bebeğimin yanına gittim. Bu arada, doktorun bana önerdiği karın masajını yapıyordum. İnanmazsınız ama karnınız saatler içinde bile küçülüyor. Bunu fark ettiğim an, sıklıkla banyo yapmaya başladım. Karnım için başladığım bu süreç, su terapisine dönüştü. Ve her duş alışımda, sanki tepeden tırnağa yenilenmişim ve bakım yaptırmışım gibi hissettim.
  • Çok zaman kaybetmeden yediklerime dikkat etmeye başladım. Bu da bedenime farklı bir biçimde odaklanmamı sağladı. Bedenimin geçmiş ya da şimdiki haliyle değil, gelecekteki haliyle ilgileniyordum bu şekilde.
  • Kuaföre gidemiyordum. Bebeğim çok küçük olduğundan sokağa çıkmam çok zordu. Ama ben de evde kendime mini bir bakım köşesi kurdum. Kısa süreler halinde küçük ama moral veren bakımlar yaptım. 1 dakikadan kısa sürede mis kokulu vücut losyonları ile bedenimi nemlendirdim. Bu çok ferahlatıyor. 10 dakika zaman ayırarak kaşlarımı alıyordum. 2 dakika kadar sürede mini makyajlar yapıyordum. Normalde makyajı çok sevmesem de bu süre zarfında neredeyse hergün bu mini makyajı yaptım. Saçlarım için kolay, temiz ve çabuk bir şekil buldum. Her gün, 2 dakikadan fazla sürmeyecek şekilde saçlarımı böyle taradım. Tırnaklarımı kısa kullandım, bir kat cila sürdüm. Bir kaç dakikamı alan bu işlem, manikürü aratmadı bile. Maniküre falan da düşkün değildim. Eskisinden daha bakımlı tırnaklarım oldu. Üzerime olan, rahat ve hoşuma giden 3 kıyafetim vardı. Emzirmeye uygun bu kıyafetleri sürekli temiz tutarak evde bunları giyindim.  Görünüşümü ihmal etmeyerek tuhaf bir güç kazandım diyebilirim.

Yeni ve Eski Uğraşların Çatışması

  • Ben bir yazarım. Öyküler, romanlar yazıyorum. Özellikle roman yazımı çok zaman ister. Ama beni mutlu eden şey yazmaktır: İster roman ister şiir.  Her hafta 2 sayfalık bir yazı yazmak için daha az dinlenirim ama bu beni ayık tutar.
  • Alt değiştirme… peki! Emzirme! Elbette… Çamaşır, bulaşık, ütü… Pekala, sporum olsun onlar 🙂 Ama kendime ayıracağım 15 dakika işte bunu kimse benden almasın… İster bu 15 dakika sabah olsun, ister gece… Ama bu 15 dakika pilimi doldurduğum andır.
  • “Ben yaparım!”  ya da “Yapmam, canım sağolsun!” Bu iki cümleyi çok sık kullanıyorum artık… Ola ki, yorgunluk tembelliği, tembellik de zorlukları önüme çıkartıyorsa kendime meydan okuyorum ve “Ben yaparım arkadaş!” diyorum. Günün sonunda yoğunluklar yüzünden yapmam gerekenlerden bir tanesini unutmuşsam eğer “yapmayıverdim canım da sağolsun!” deme genişliğini kendime aşılıyorum. Süper annelik iddiam yok ama iyi ve sağlıklı bir kadın ve anne olmayı çok arzu ediyorum.
  • Bebeğim beni sıfırlamamalı çünkü biz onunla çoğalmayı hedefledik. Ama modern zaman klişeleri, evli ve çocukluysan önüne çirkin ve tımarhaneyi andıran bir fotoğraf sunuyor bizlere. Oysa, bu klişe fotoğraflara kapılmamak çok önemli. Ben çok anlamlı bir şey yaşıyorum ve bu çok özel.
  • Hiç bir işi bebeğimden çok sevmiyorum.
  • Biraz sabredersem eğer, yapmaktan hoşlandığım şeyleri yeniden yapmaya başlayabilirim ve gün geçtikçe biraz daha zaman ayırma şansım olabilir. Ya da bu şeyleri bebeğimle birlikte yapmanın bir yolunu ararım. Ama kafamda bir çeşit imkansızlık ve olumsuzluk krallığı kurmayacağım!

Bu yazının ikinci fasılasını da yazacağım önümüzdeki günlerde. Ama depresyonun her çeşidini tanıyan bir kadın olarak, bu kez ondan korktum ve kaçınmaya yemin ettim. Öyle anlar oldu ki, dakikalarca sebepsiz yere ağladım… Ama kendimi karartmamak için çözüme odaklanmaya çalışıyorum.

Reklamlar

Postnatal Tuzak” üzerine 3 yorum

  1. Evet ben de bu tuzağa sık sık düşüyorum. Bu tuzağa düştüğümde de denize düşen yılana sarılır misali çikolataya sarılıyorum. Ama artık düşmeyeceğim. Çok KARARLIYIM!

  2. cok güzel ve faydali bir yazi olmus,hersey ruh halimizle baglantili, Peygamber efendimizin bir duasi var: “Kurani kalbimin bahari ,sikintimi ve hüznümü gideren kil” seklinde. öncesi de var. dilerim kalplerimiz bahari yasar hep..

Yorumlar kapalı.