Güçlü Ol! -bu bir klişe değildir!

by.mary blair

Doğumdan sonra depresyondan korkuyordum. Varlığını biliyor, bile bile avlanmaktan korkuyordum… Hüzün kılığında yanıma sokulacağını, bıkkınlığa, yetersizliğe, ağıtlara dönüşeceğini farkındaydım. Onu daha önce tanımıştım ve hiç sevmemiştim.

Hem depresyon sadece psikolojik faktörler değil aynı zamanda fiziksel yorgunlukla beslenebilen bir şeydi. Hiç geçmeyen bir grip gibi, yarım kalmış uyku gibi, sinsi sinsi sizi hasta eden serin hava gibi gövdemizin, zihnimizin orta yerine kuruluyordu.Şimdi bebeğim vardı. Elimden gelenin en iyisi bazen yetmeyecek, elimden gelenden fazlasını yapmam gerekecekti.

Sonra bana sürekli akıl verip, yardım etmeyen; işimi zorlaştırıp beni yalnız bırakan insanlarla nasıl baş edecektim? Evladımı dilediğimce yetiştirmek bir yana, nasıl anne olmam gerektiğini bana anlatanlara nasıl “sus” diyecektim?

Anneliğin yazılı bir kitabı var mıydı?

Yüreğimin sesini dinlemem yetmez miydi?

itina, çaba, emek zaten bu işin esası değil  miydi?

Hatalar… İşte bu insan olmanın omurgası zaten. Bir anne olarak hata yapabilir, bu hatamı da dürüstçe kabul edip düzeltebilirdim. Benden fiziküstü, insanüstü çabalar bekleyen insanla nasıl baş edecektim peki?

Kimseyle kavga etmemeye, kendi görüşümü kimseye diretmemeye karar verdim. Bu onların her söylediğini kabul edeceğim anlamına gelmiyordu fakat kendi bebeğim hakkında onlarla tartışmayacaktım. Öyle ki, merak ettiğim şeyleri okumak, araştırmak, sormak, denemek benim doğamda var ve beni ben yapan şeylerden birisi de durmaksızın öğrenmeyi istemek. Bunun için sürekli sorarım, okurum, üstüne düşünür ve tatbik ederim. O yüzden her şeyi bildiklerini, benim koşullarımı tanımaksızın kendilerinden yola çıkarak “DOĞRUSU BUDUR!” diyen insanları sakince dinleyip, işime yarayan bilgilerini bir köşeye not düşerek geri kalanlarına sadece kafa salladım. Onların gönlü olmuş oldu.

“Bebeğine böyle yapma!” diyenlere şakayla karışık, “annesi benim, merak ettiğin bir şey varsa bana sorabilirsin” mesajını verdim.Bu mesajı almayanlara, “babasına danışacağım tek başıma karar vermedim” dedim. Ayrıca onların söyledikleri şeylere de tamamen ön yargılı bakmadım. İlk fırsatta bana önerdikleri şeylerin bilimsel karşılığını araştırdım. Bebeğim için uygun olup olmadığını tecrübe ettim.

Bir de “kendini bırakmak” denilen bir hikaye vardır ya… İşte bir annenin böyle bir lüksü yoktur hanımlar beyler… Elbette çığlık çığlığa ağlamak isteyebilir, saçınızı başınızı yolarak kendinizi sağa sola vurmanın eşiğine gelebilirsiniz. İnsansınız… Güçsüz düşebilir, yorulabilir, yıpranabilirsiniz. Ama ne yazık ki vazgeçemezsiniz. Berbat geçen günün ardından gözlerinizi açamıyorsanız kendinize şu sinyali göndermek zorundasın: Uyan ve bebeğin için yeni güne başla…

Asla yataktan kalktığınız giysiniz, saçınız ve kılığınızla güne devam etmeyin. 5 dakikanızı ayırarak temiz, ütülü ve rahat bir giyim seçip, saçınızı tertemiz toplayın. Su candır. Dilerseniz en çabuk tarafından bir duş alın, dilerseniz elinizi yüzünüzü suyla bütünleşene kadar yıkayın. Kremlenin. Asla kahvaltı öğününüzü atlamayın… Bebeğiniz huysuzlansa da, geç uyanmış olsanız da, canınız çekmese de mutlaka kahvaltı edin ve ardından yeşil çay için. Hem aradığınız ayıklığı hem de enerjiyi bu çayda bulacaksınız. İçine 1 adet tarçın atın. Bu konu sizi mutlu edecek.

İşlerinizi yaparken, deterjan kullandığınız durumlar hariç, her an bebeğinizle yanyana olabilir, çok basit şeyleri ona anlatabilir, çocuk hallerinizi dışavurabilirsiniz. Ben yemek yaparken bebeğimi ana kucağında mutfak tezgahı civarına getiririm. Aman ağlıyor mu sızlıyor mu diye asla paniklemem… Bu gerilim olmadığında çok keyifle bir şeyler yapabiliyorum. Ayrıca onunla sürekli konuşurum.
“Bak miniğim bu soğan…”
“avuuuuvaaaaaaaaaaaa”

Ya da kitap okurken o uyanıksa bir kaç pasaj okurum. Bazı sözcüklere tepki verdiğinde yaptığım işten iki misli keyif alırım.

“Buraya gelMEMEli..” -meme heceleri ayırt edilmiş gülücükler saçılmaya başlanmıştır…

Bana niye yardım eden yok! diye yakınmıyorum bile artık. Kimseyi düşünerek değil, kendi iradem ve isteğimle dünyaya getirdim bebeğimi. Canı yürekten yardımcı olanlar varsa ne ala, ama kimse yoksa kimseye darılamam…

Ha eğer diyorsanız ki, akıl vermeye gelince hepsi bir köşeden beliriyor.

Olsun… Belirsinler… Biraz geniş olmalı bu hayatta. Eğer bir kural koymak istiyorsanız, insan ilişkileri için katı kurallar koymak yerine kendimizi memnun edecek şeyler için kurallar koyabiliriz…

1) Yarından itibaren sağlıklı besleneceğim.

2) Ne kadar sevdiğim insan varsa sms gönderip hal hatır soracağım,

3) Asla yataktan kalktığım kıyafetlerle günü geçirmeyeceğim.

4) Günde 4 lt su içeceğim

5) En sevdiğim bitki çayıyla kendime 5 dakikalık molalar vereceğim

6) Roman okuyamasam bile kısa metinler, şiirler okuyacak ve haftada 1 kitap bitireceğim.

7) Bebeğime söylemek için bir şarkı öğreneceğim.

8) Aramın kötü olduğu bir kişiyle aramı düzeltecek ve ona kızmaktan vazgeçeceğim.

9) En sevmediğim bir yönümü kendime itiraf edeceğim ve bunu düzelteceğim.

10) Şikayet etmektense çözüm üretmeyi öğreneceğim. İlk fırsatta kendinizi deneyin derim ben… “Of ya keşke” diye söyleneceğiniz an, “dur şimdi ne yapabiliriz?” diye direkt olarak çözüme yönelin.

Bakalım depresyon sizin semtinize uğruyor mu?

Sevgiler, tatlı, tarçınlı günler 🙂

Reklamlar

Güçlü Ol! -bu bir klişe değildir!” üzerine 14 yorum

  1. En çok uygulamam gereken sabah kalktığım kıyafetle güne devam etmemek.
    O kadar önemli ki. Gözünüz açık olsa da aslında bütün gün tam uyanmış olmuyorsunuz cidden.
    Sevdiğim, evde de rahatça giyilebilinecek birkaç giysimi el altında bulundurup sabah kalkar kalmaz dışarı çıkmaya hazırlanır gibi giyineceğim.
    Saçımı başımı tarayıp, yüzümü gözümü yıkayıp meyveli kefirimi içeceğim erkenden. Ohh mis.
    Teşekkür etmiş miydim ben size 🙂
    Bu aralar ihtiyacım olan motivasyona kavuştum sayenizde.

    • 🙂 Rica ederim 🙂
      Bu arada benim bir çok taytım var. Tayt üzeri düz renkli tunikler. Pırıl pırıl ve çok rahat oluyor 🙂 Bir de şu Hug mıydı, Ug mıydı onların benzerlerinden aldım. Benim ayaklarım çok üşür çünkü. Onları dışarıda giyemem ama ev için mükemmel. Laf aramızda dışarı için olmasa da ev içinde o kadar şık duruyor ki. 🙂 Tavsiye ederim. Deichman’da 19 liradan başlıyor. Sevgiler.

  2. isim bitti eve gitmek uzereyim tam bilgisayari kapaticam ki mailin posta kutuma dustu.. oglenden beri depresif bir havadayim nedeni her sey ya da hic bisey olabilir.. spora gitmem lazim ama eve gidip uzanmak istiyorum tek yapmak istedigim sey bu.. bazen koyvermek bana iyi geliyor ya da ben oyle zannediyorum. omuzlarimdaki yukleri daha atamadim kambur olup ciktim..
    ne istedigimi bilemedim ilk is eve gidip beni bekliyen ev derleme toplamadan sonra oturup borulcemi yemek olacak..
    kisi rejimdeyken boyle dususler yasar mi hocam ?
    sevgiler…

    • Bilmem, onu bir diyet uzmanına ya da bir psikoloğa sormalı. Ben kilo verdikçe ve ihtiyacım olan vit. ve mineralleri aldıkça daha enerjik ve mutlu hissediyorm. Maşallah diyeyim. Sen de bir dinlen, belki çook iyi gelir. 🙂

  3. slmmmm gene ben……
    bu sefer diyet listelerini ve yorumlarını okudum….
    sabahki enerjım bitti niyeyse….
    yapamıyacagım başaramayacağıma döndüm hemen….
    zaten yanlış diyetten başlamışım….
    zaten diyet kefir deyil normal kefir almışım(daha içebileceğimden bile emin deyilim )korkuttu sanki mısır puskullerı kıraz sapları
    ben bu kadar çabuk pes etmeyeceğim…(ınşallah)derken
    yarın kardeşimin doğum gunu olduğunu öğrendim kahvaltıya davet edildik orda ne yapacagım kefırle meyve karısımlarını blendırdan mı gecırecegım yoksa pazartesı baslarım deyıp bastan mı kaybedeceğim……
    ne kadar sorunluyum demi……….
    yazınız az bucuk motıve ettı sankı=)))
    bır de size kendımı yakın buluyorum =)))nedenini biliyorsanız yazın lutfen ben de bileyım
    sevgiler

    • Önce panik yok 🙂 Beraberiz, birlikte çözeceğiz derken ben böyle kriz anlarından söz ediyordum…
      1) Light kefir almadınız mı? Hiç sorun değil. Bardağın yarısına normal kefir, diğer yarısına suyu koyup seyreltin. Bu şişe bittikten sonra light kefir alırsınız.
      2) Bugün yanlış da olsa sağlıklı listeye başladınız. söz gelimi kızartmalı, hamurlu bir şey yeseydiniz daha mı iyi olurdu? Hayır,bugün özetler yarın anahaber bülteni 🙂
      3) Eğer şeftali gibi yazlık meyveler bulamazsanız, kiwi, nar, ananas kullanmaktan çekinmeyin.
      4) Yarın sizi kahvaltıya mı çağırıyorlar. Tok gidin lütfen. Ama oturup onlarla çay için sohbet edin… Diyette olduğunuzu bu kez başaracağınızı söyleyin. Bizim halkımız alaycıdır. Siz ciddi ve mutlu görünün. Bana yardımcı mı olacaksınız yoksa beni çeldirecek misiniz? diye doğrudan sorun.
      5) sonra karışımlarınızı niye orada hazırlayasınız? Hazırlayıp yanınızda götürün. Herkesten size destek olmasını da isteyin.

      Eğer bunlar size yine de imkansız geliyorsa pazartesi başlarsınız. Ama şu kadarını söyleyim, bazı şeylerden kaçamayız. Siz bu süreçte eve misafir alacak, evlatlarınıza yemek yapacak, eşe dosta ziyarete gideceksiniz. “HAYIR BEN BUNDAN YEMEYECEĞİM” diyebilmeli ve diyet yaptığınızı kesinlikle söylemelisiniz.
      “Senin için hazırladım” diye söylerlerse yalnızca 1 çorba kaşığı alın ve bu kadar kafi diyerek devam edemeyeceğinizi ısrarla belirtin.

      Ayrıca siz kilo verdikten sonra herkes peşinizden gelecek, etrafınızda aklınızı çeldirenler bir bakmışsınız liste sorar olmuşlar.

      Bunları aşacağız… 🙂

  4. ben de seni seviyorm Sezen. Görmemize gerek yok birbirimizi. Derdaşlık ediyoruz, benzer yollardan geçiyoruz. Sevmemek için değil sevmek için bahane bulmalı insan… Senin de yüzün heeep gülsün 🙂

  5. sizi sevdiğimi söylemişmiydim……..söylemediysem şimdi söylüyorum sizi yazılarınızı ve geri dönüşlerinizi çok seviyorum……karalar bağlayıp şekersiz capucino ve yarım paket hanımeller yeyip pişmanlıklardayken….
    yapabilirime getirdiniz beni………

  6. İki ev arasında sıkışıp kalmış bir mandalina ağacı gördüm bugün. Buralara ait olmaya çalışmanın yorgunluğu vardı üzerinde. İki beton yığını arasına sıkışmanın hüznü bir de… Ama ayakta işte. Kara kışa rağmen epey meyve verebilmiş ve ayakta. Gülümsedim mandalina ağacına, iyi ki varsın dedim. İyi ki… ve sen geldin aklıma. Şükür ettim. Hala güzelliği gören, umuda inanan insanlar var diye. Eve geldim ”Güzelliğe Küfür” ü defalarca okudum. Defalarca… Okudukça umuda olan inancım katbekat arttı… Senin gibi güzel yürekli insanlar var oldukça o mandalina ağaçları beton yığınlarının karşısında dimdik duracak! Buna yürekten inandım…

  7. Canım Ezgi 🙂
    Bu arada Ugg çok iyi fikir. Benim de ellerim ve ayaklarım hiç ısınmaz. 😦 Kışı iki-üç kat çorapla ve kalorifer peteğine yapışık bir şekilde geçiririm hep. İlk fırsatta bir Ugg edineceğim evde giymek için. C&A adlı mağazada da vardı uygun fiyata..:)

  8. Ben çok güçsüz bir insanım.Bu ne demek .Bu , kendim için yapabileceğim herşeyi ertelemek ,yapamamak ,tembellik demek .öyle çok motivosyona ihtiyacım var ki.birinin elimden tutup hadi bu işi bitir deyip beni iteklemesine ,başımda beklemesine öyle ihtiyacım var ki.depresyon ve buna benzerleri insanın ruhundaki ağırlık ,çok büyük bir hastalık.anlatsam kitap olur heralde..herkesin öyküsü kendine zor.yazınız yani bilipte uygulayamadıklarım beni dürttü.erinmekten çıktısını alamadığım bir çok yazı oldu.bunun bir çıktısını alıp buzdolabına yapıştırmak gibi büyük bir amacım var şimdi.:) sizi takip etmek çok keyifli.bir de uygulayabilsem okuduklarımı işte ozaman sanırım bende kendim için bir adım atmış olacağım.teşekkürler ..

    • Bilip de uygulayamamak insanı daha çok savaştırır kendisiyle ama savaşmak iyidir. Hala yaşadığını gösterir, hala orada bir yerde kendin için bir şeyler yapmayı umut eden ve isteyen bir parçan olduğunu… Hele de açıkça adını koymak bazı şeylerin, işte bence başlamak budur. Derinlerdeki şeyi çekip su yüzüne çıkartmak, “alın işte bu, içimi ağrıtan şey bu” demek… Eğer depresyonun çeşitleri varsa, şiddetleri, biçimleri… Sanırım hepsinden tattım. Her biriyle tanıştık, içli dışlı olduk. Şu kadarını söyleyim, hepsini isimlendirdikten sonra sona yaklaştığımı anlıyordum. Ne zaman ki, “ben iyi değilim” demekten vazgeçip, “benim sorunum bu arkadaş” dediysem ruhumun bir parçası aydınlandı. Son süreçlerde yaşadığım yalnızlıklar beni eskiden olsa çok boğabilir ve tahmin dahi edemeyeceğim bunalımların kucağına atabilirdi. İlk kez hayatımda şunu söylemeyi becerdim, “yorulsam ne olur…” evet yorgunluktan korkmamaya karar verdim, yorgunluktan şikayet etmemeye, “yorulurum ama üzülmem” dedim. Bu benim sihirli sözcüğümdü. Söz gelimi bana “artık uyku sana haram” dediklerinde, “tamam” dedim, “yorulurum, uykusuz kalırım ama bir de uykusuzluğun ne kadar yıpratıcı olduğunu düşünüp saatlerimi ona harcamam… Hem yorulup bir de üstüne buna üzülmem.” Çünkü üzüldüğümde birisi çıkıp, “sen çok üzgünsün, bu kadar üzüntüye artık yorulma bari” demeyecekti. Ben de bütün eforlarımla, bütün bitaplıklarımla eğlenmeye başladım doğrusu… Sonra dedim ki, hayattan keyif almak buymuş. Meydan okumaları bir felaket olarak değil bir tür yarış olarak görmekmiş. Tabii sözlerim klişe gelebilir. Ancak ben kendini sınamandan yanayım. örneğin, yarından tezi yok kendime beş dakika ayıracağım diyerek başlamandan ve önüne çıkan engellere ve yorgunluğuna rağmen o beş dakika zarfında kendin için çok güzel bir şey yapmandan yanayım. Ne bileyim, bir kahve alıp bir şeyler okuyacağım diyebilirsin. Tırnaklarına cila sürebilirsin. Ayakkabını boyayabilirsin, saçını toplayabilir, ellerini kremleyebilirsin ya da hiç bilmediğin bir şarkıyı dinleyebilirsin. Ama kendin için bir şey yapmaya başlarsın. Gün içinde yakınarak geçirdiğin beş dakikalar ne kadar çoksa, hepsinde yakınmak yerine kendin için irili ufaklı bir şey yaparken bulursun kendini… Sonra yorulursun evet… Ama sonuç itibariyle o gün senin için bir sıfır önde biter. Ben istiyorsan sana destek olurum. Daima bana yazabilirsin. İnsan birbirine nefestir, dertdaştır. Ben de sana nefes ve dertdaş olabilirim. 🙂

  9. ben biraz yazar çizerdim okuldayken,sayfalarca kağıt vardır ajandaların arasında kitapların içinde,toparlanmayı bekleyen ,bir kitap hayali taa ne zamanlardan kalma.üstelik hayatımın bu dönemleri çok yoğundu.sonrasında hayatımda köklü değişiklikler oldu ,ben bunların beni böylesine etkileyeceğini tahmin edemedim.dahası az da maymun iştahlılık var bende 🙂 aynı anda pek çok şeyi yapmak isteyip hiçbiri için bişi yapamayan biriyim.birinde yoğunlaşmayı akıl edemiyorum işte:)hasılı kelam aslında derdim yorgunluk da değil tembelim galiba..insan eğer yoğunsa daha mutlu ve keyifli.ben yoğun değilim işte .bomboş bir hayat benimkisi.sanırım beni bitiren şey bu.bunları niye yazdım bilmiyorum.sıkıntılardayım yine sanırsam :)tabi sadece bunlar değil bir de yazılamayanlar var:)neyse:))

Yorumlar kapalı.