Başarı Hikayelerimiz -1

Tebrikler :)

Tebrikler 🙂

Bugün mail kutumu başarı hikayeleri coşturdu. Şu an gözlerimde hala yaşlar olduğu için eksik ya da kusurlu yazabilirim, şimdiden affola. Bunlar mutluluk gözyaşı. Sevgili Ayşenur bana hikayemi yazmak isterim dediğinde, kendisine emin misin dedim çünkü hep gizli bir çalışmamız olsun istemişti. Doğrusu böyle bir  açık yüreklilik ve duygu beklemiyordum. Ayşenur’um, canım benim, hep mutlu olasın…

işte onun hikayesi :

Sevgili Diyet Günlüğüm,

Bugün tam 26 kiloya veda ettim ve baskülde 59’u gördüm. Bundan 5 ay önce Ezgi’yle tanıştığımda kilo vermek için her yolu denemiş, kendi bedenime son derece kötü davranmış ve onu 7-8 aylık bir gel git süreciyle haşat etmiştim. Metabolizmam yavaştı, tuvalete çıkamıyordum boşaltım sistemim berbat olmuştu, ödemden yüzüm kocaman gözlerim ufacık kalıyordu. Tahlil yaptırmaya korkuyordum. Üniversite yıllarındaki o incecik kız gitmiş, yerine uzun tuniklerin ardına saklanan, eş dost buluşmalarında “ben böyle mutluyum” yalanını söyleyip tuvaletlerde ağlayan kadın gelmişti. İş yerinde son aylarda sunumlarım kabusa dönüşmüştü. İnsanların önüne çıkıp konuşurken, yaptığım şeye değil “karnıma bakıyorlar mı, ben yokken bunu konuşuyorlar mı” gibi paranoyakça düşüncelere dikkatimi veriyordum. Ailemde diyabet geçmişi vardı ve biliyordum ki bu illet kaçarı yok eninde sonunda benim de yakama yapışacaktı.

Nişanlımla çok güzel bir ilişkimiz ve her şeyden önce arkadaşlığımız vardı, 7 yıllık bir ilişkiyi evlilikle taçlandırmayı planlıyorduk. Ama benim bu gidişatım, bedenimle olan sorunlarım ve onun “ben seni her halinle seviyorum” diyişi bile kalbimi yaralıyordu. “her halimden” kastettiği kendine ağır gelen, iki adımda soluk soluğa kesilen mutsuz kadın mıydı? Bu şekilde gelin olmak, aile kurmak ve hayatımın bu dönemine mutsuz başlamak istemiyordum.

Derken internette “şok diyet” arayışları ile dolanma maceralarım, evimi diyet kitaplarıyla doldurma çılgınlığım, ne duyarsam, “şu kilo verdirir” denilen ne varsa varımı yoğumu oraya dökme saplantım ile yanlış bir şekilde başlangıç yaptım. Bitkin ve sağlıksız bir şekilde kısa vadede çökerek zayıflayan, yaptığım şeyi sürdüremeyince kendimi açma poğaçaların içinde bulan birisine dönüştüm. Her defasında daha çok hüsranla karşılaştım. Artık diyete başlıyorum bu defa kesin dediğimde insanlar “kesin öyledir” diyerek beni başlarından savıyordu. Herkes desteğini üzerimden çekti. Hem de bunu son derece kırıcı bir şekilde yaptıklarını düşünüyor kendime değil, onlara içerliyordum. Nişanlıma bunu şikayet ederken “insanlar haklı çünkü yaptığın şeyin ömrü kısa oluyor” dedi “ben bile gün sayıyorum bu eziyeti ne zaman bitirir diye soruyorum” dedi. Bu yüzleşme beni kendimi getireceği yere, yurtdışından getirttiğim bir hapı kullanmaya başladım. Şimdi bunu yazarken öyle utanıyorum ki. Kendime bu kötülüğü nasıl yaptım ben diye. Sabaha kadar yerimde duramıyordum, kalbim ağzımdan fırlayacak gibiydi. Sudan başka bir şey içemiyordum. Bir süre sonra gerçek anlamda tuvalete çıkamaz olmuştum. Adetlerim düzensizleşmişti… O günler hiç yaşanmasaydı keşke.

Nişanlım bu defa hızla kilo verdiğimi görünce “yolunda gitmeyen bir şeyler var, sen ne yapıyorsun” diye sormaya başladı ama onu “Ben ne yapsam yaranamıyorum” diye bir bahaneyle susturmayı başardım. Ta ki, çantamdaki hapları bulana kadar… Yine yalan söyledim. Ama o gün internetten araştırmış, beni aradı, akşam çok ciddi bir konuşma yapmıştı. Benim kilo verme maceram orada sona eriyordu. Verdiğim kiloları da iki aya kalmadan misliyle geri aldım. Ödem belası çok kötüydü. Her sabah şişmiş eller, şişmiş ayaklar ve suratımı kocaman hale getiren tuhaflık… Bir de tuvalete çıkamama sorunum çok ciddi boyutlardaydı. Ama yeminliydim ve ilaç kullanmayacaktım.

Sevgili Günlük, sana o günkü moralimi nasıl anlatsam bilmiyorum. Yirmi altı yaşımdayım ve o aynada kırklı yaşlarını çoktan geçmiş bir kadını görmek nedir nasıl söyleyebilirim. Her dakika başı yorulmak nedir, bir kutu çikolatayı gözümü karartıp yemek ve kendimden nefret etmek nedir nasıl anlatabilirim. O çikolataların üç tanesinden sonra tad almayı bırakıyorsun zaten. Böyle anlamsız bir şekilde dilin uyuşuyor, sadece iç bayıcı bir şeker tadı ile bulanıyorsun. Ama hala yiyorsun çünkü geri kalan her şey ruhun için ama halbuki onu daha çok hastalandırıyorsun, haberin yok.

Abartmıyorum, o gün bir kutu pastane çikolatası yedim. Üstüne kola içtim ve üzerinden bir saat bile geçmeden bir fastfood restaurantına gidip en büyük boy menüyü söyleyip en köşe masada tekrar yedim, eve gidip tekrar yedim ve sonra bağıra bağıra ağlamaya başladım. Kendimi kusturmayı bile düşündüm ama bunun ne demek olduğunu biliyorum. Yine de itiraf ediyorum düşündüm. Her zamanki gibi yaptığımı yaptım, bilgisayarı açtım ve gezinmeye başladım. Sonra eski kilomu istiyorum yazdım google’a. Hala ağlıyordum. Ben başarılı bir insanım ama bu iş kariyerimi umursamayacak kadar kötü bir noktaya getirmişti beni. İş yerinde bile yedikten sonra internette zayıf insanların fotoğraflarına bakmak gibi bir saplantım olmuştu. İyi değildim.

Psikolojim berbat haldeydi.

Ezgi’nin blogunu işte o zaman gördüm. Hani gözümü kırpmadan nasıl yemek yediysem blogu da gözümü kırpmadan okudum. Her yorumu, her yazıyı, her detayı. Sonra Ezgi’yi takip etmeye başladım. Sabah 4’e gelirken Ezgi’ye mail yazdım. Bir hayli uzun bir mesajdı…

Ezgi’den gelen mail benim için umut ışığıydı. Hala hatırlıyorum, “önce kiloya ve yemeklere olan bakış açını düzeltmeye çalışmalısın. Ben de sana bu anlamda destek vermeliyim” diyordu yani hemen “haydi koş zayıflayalım” dememesi bile benim üzerimdeki korkuyu silmeme yardım etti. Şu an yazarken gülümsüyorum, “ben eli kırbaçlı birisi değilim ama bazen seni kendinden korumak zorunda kalabilirim. İşte o zaman ne gerekiyorsa söylerim” demesi çok hoşuma gitmişti. Gerçekten de öyle oldu. İlk ayımızda, benim saplantılarım, geçmişten getirdiğim kötü alışkanlıklar ve endişelerimle boğuştuk diyebilirim. Haftada bir kilo veriyorum, bu çok güzel bir şey ama ben isyan edip ağlıyorum neden iki kilo değil diye. Ezgi sabırla anlatıyor, önemli olan yağ kütlesi kaybetmektir. Önemli olan sağlıklı kilo kaybetmektir. Sonra çabucak verip deli gibi yiyerek geri aldığım kiloları düşünüyorum. Sakinleşiyorum ama uzun sürmüyor. Ağlıyorum, çikolata için adam vururum diyorum. “işte en başta konuştuğumuz buydu” diyor, “yemeklerle arandaki ilişkiyi abartma, normalleştir.” Hatta bir defasında aynen şu cümleyi kurmuş, ben de not etmiştim “Çikolata o kadar ilahi o kadar yüce bir şey olsa kıytırık bir ambalajda üç liraya satılmazdı” dedi. Aslında böyle küçük anlarda yanlış duygularla bağlandığım bütün yiyeceklerle yüzleştim. Eninde sonunda 1 tabak yemekti, beni doyurmak için vardı beni bir ermiş yapmak, ya da yakama madalya takmak için değil. Bir ayın sonunda programımıza kanalize oldum. İlk ay 7,5 kilo gitti. Ezgi’den isteğim birlikte olan çalışmamızı yazmamasıydı. Her an vazgeçip sonra utanmaktan korkuyordum. Bugün başarı öykümü yazdım bloguna koyar mısın dediğimde “iyi düşündün mü?” diye sormasının nedeni de bu oldu sanırım.

Ben anlatasam neler anlatmak istiyorum da, bazen kelimeler yetersiz kalıyor. Canım koçum, yol arkadaşım Ezgi’nin de dediği gibi ellerine 26 kiloluk poşetler yapışmış ve sen nereye gidersen onlar da oraya geliyordu. Market poşeti olsa bırakırsın ama vücudunun gereksiz ağırlığını azmetmeden bırakamazdın” Bu ona 59 kilo olduğumu haber verdiğimdeki ağlaşmalı mesajlarımızdan bir tanesi. ne kadar doğru… Ben bu yükü nasıl kendimle sürükledim, nasıl bir eziyet bu?

Ne mi öğrendim?

Uzun zamanda aldım, normal ve sağlıklı şekilde verdim. Tekrar düzenli tuvalete çıkmaya ve adet olmaya başladım. İçinde ne olduğunu bilmediğim ilaçlara, ambalajı süslü uyuşturucu kadar tehlikeli gıdalara köle olmamaya karar verdim. Ben marula iyi davranmadım ama o bana iyi davrandı, ben greyfurta küfür ettim ama o bana güller verdi. Ben çorbalara lanet okudum ama onlar beni sağlıklandırdı, iyileştirdi. Ezgi bana o krakerler sana acımıyor sen de acıma onlara at çöpe dediğinde demek istediği buymuş…

Şimdi sırada belimde pembe kocaman bir kurdele ile balık modelli gelinliğime girmek var. Haziran sonunda fotoğrafımı bekleyin.

Artık saklanma değil, iyi örnek olma zamanı.

Allahım sana şükürler olsun,

Kendime büyük bir aferim,

Taylan hanıma çok saygılar. Onun bilimsel listeleri olmadan olmazdı.

Ezgim sen benim ahretlik kardeşimsin. Zayıflattığın için değil, bütün insanlığınla ve kalbinle yanımda durduğun için en çok.

Herkese sevgiler.

Bu günlük burada bitmez… Sırada koruma var!!!

 

Ayşenur M.

 

Reklamlar