İlham verenler :)

kendinize... etrafınıza... ışık arayan ve gerçekçi olan herkese...

kendinize… etrafınıza… ışık arayan ve gerçekçi olan herkese…

“Takımınızdan daha çok bahsedin, çünkü beni kendime inandırıyorlar” yazmış Feride mailinde…

Ben de başarı öykülerimizi asla es geçmiyorum, ne zamanki bir arkadaşım hedefine ulaşsa ya da “bu eşik aşılmaz” dediği bir eşiği aşsa hemen size yazıyorum.

Gebelikte kilo aldığımda, etrafımda bana ne yapamayacağımı söyleyen, geçmişten getirdikleri klişeleri tekrar eden onlarca insan vardı.

Onlara göre emzirirken diyet yapılmazdı. Bilinen anlamda, kalorisi çok düşük ve tek tip beslenmeye dayalı diyetler sadece emzirirken değil hayatımızın hiçbir alanında yapılmamalıydı zaten. Doğru bir beslenme listesinin içinde, eti, yoğurdu, sebzesi, meyvesi, kuru baklagilleri, kuru yemişleri olmalıydı… O zaman bu gerçeği onlara izah etsem de var olan kilom insanların daha çok konuşmasına neden oluyordu.

Onlara göre, bir daha asla eskisi gibi formda olamayacaktım. Onlara göre süt verebilmemin tek yolu yağlı ve şekerli beslenmemdi, onlara göre anne olan kadın yaşlanmaya doğumla birlikte başlıyordu…

Kilo verenlerin bebek bakıcıları, aşçıları, spor antrenörleri vardı (!!!) – tabii ya ne demezsin-

Onlar sürekli “yapamayacaklarımı” söylediler. Bunları söylerken ezberlediklerini yüzüme okumaktan, basit ve yavan akıl yürütmelerini tekrarlamaktan çekinmediler. Ben böyle anlarda tartışan biri değilimdir. Annemin metoduna, bilimselliğine, kendi irademe ve zamanın getireceklerine güveniyordum. Önceliğim evladımı emzirmekti… Hiç bilmediğim bir şeyi yapacaktım, zamanı yönetebilecek miydim, emin değildim. Onu da yaşayıp görecektim… Son aylarda ödem iyice başıma dert olmaya başladığında, normalin iki katı bir ebatım vardı diyebilirim. Yani hamilelikte kilo alan kadınların figüratif değil gerçek portresiydim.

İşte öyle anlarda, bana yapamayacaklarımı söyleyen insanları dinlemek bana hiçbir şey vermediği için dünyadaki başarı öykülerini araştırmaya başladım. Gebelik sonrası ya da değil, sağlıklı yollarla ve yeterli sporla kilo vermiş kişileri, ünlülerin değil, benim gibi evladına, evine ve işine aynı anda ve sıfır yardımla yetişmeye çalışan bir kadına hitap edecek öyküleri işaretledim. Çok çocuklu, yoğun tempolu insanların kilo verme öykülerini keşfettikçe benim rol modellerim bu isimsiz kahramanlar oldu. Vazgeçmeden kendisi için en doğrusunu araştıran, uygulayan, vazgeçmeyen ve çevresine ışık saçarak bildiklerini paylaşmaktan çekinmeyen insanlara duyduğum saygı bana güç veriyordu.

Üstelik benim birkaç avantajım daha vardı, hayatımın çok büyük bir kısmını sağlıklı beslenmenin teorik ve pratik olarak yaşandığı, öğretildiği, öğrenildiği ve uygulandığı bir atmosferde geçirmiştim. Dünyadaki en iyi hocaların konuşmalarını, derslerini birebir dinleme şansım olmuş, çok iyi şeflerin mutfaktaki yaratıcılıklarına bizzat şahit olmuştum. Sürekli bir öğrenme halindeydim… Dahası annem gerçekten işini iyi yaptığına inandığım birkaç diyetisyenden biriydi. Çocukluğumuzdan itibaren yeme içmeye dair sorduğumuz tek bir soru bile havada asılı kalmamış, daima en bilimsel, en keyifli yanıtlarla doyurulmuştuk. Belki de yaşamımda beslenmemin kontrolünü en çok yitirdiğim, mecburiyet ve özel durumumla da iyice sıkıntı yaşadığım bu anın içinden çıkmanın yolu bildiklerimi ve yeni öğreneceklerimi harmanlamaktı… Benim ışığım, ilham kaynaklarım ve “ben de yapabilirim” dememi sağlayan insanlar asla vazgeçmeyen ve başarı öykülerini yazan insanlardı… Bu başarı öykülerinde kendi gerçeklikleri, zaafları, zorlanışları da vardı. Ama asla vazgeçmiyorlardı… Her zaman benim içinden geldiğim ekolü benimsiyor da değillerdi ama daima bilimsel, gerçekçi, sürdürülebilir ve sağlıklı olana yöneliyorlardı. Kendilerini geliştirmekten asla çekinmiyorlardı. Söylesenize, bu nasıl ilham verici olmasın?

Bu yüzden başarı öyküleri benim için çok ama çok özeldir. Feride’nin mailinde yazdığı seslenişin ne anlama geldiğini çok iyi anlıyorum… Feride’nin mailini okuduğum esnada, bir sonraki başarı öyküsü geldiğinde bunu Feride’ye ve azimden ilham alan herkese adayacağım demiştim… Bu post, onlara armağan olsun…

Şu an yazma şansım oluyor… Bugün size Eda’dan bahsetmek istiyorum. Daha önce sürecimiz esnasında kendisiyle tanıştırmıştım ancak şimdi hedefine ulaşma öyküsünü anlatma vakti geldi…

eda başardı...

eda başardı…

Eda’nın başarısını instagram sayfamda duyurduğumda şöyle not düşmüşüm, sizinle buradan da paylaşıyorum:

“Bugün alkışlar Eda’ya… 70.4 kilodan 57 kiloya kadar sürdürdüğü azmine. Azim diyorum çünkü Eda, Irak Erbil’de bir şantiyede çalışan bir mühendisti (9 ağustosa kadar böyleydi) Oradaki fiziksel koşullar itibariyle sporumu yapamam DEMEDİ. Ben bu malzemeyi bulamam olmaz bu iş DEMEDİ. Onun yerine “sporumu yapmamın başka yolu var mı?” dedi, “bulamadığım yiyecekler bunlar, başka alternatifleri var mı?” dedi. Hedefinin adına “57” dedi ve ne bir eksik ne bir fazla… Tatiline kadar kendisine zaman tanımıştı. 3 aylık bu sürede en küçük bir kaçamak yapmadan ve elbette molalar da alarak ama emeğimize ihanet etmeden bu işi bitirdi. Ben ona sadece sevgi değil bu sözünü ettiğim azmi nedeniyle çok büyük bir saygı da duyuyorum. Programımızın koruma fazına geçti. Taylan Kümeli’nin sadece danışanlarıma özel hazırladığı listelerle ve bendenizin koçluğunda biz Eda ile ağırlıklarımızdan kurtulduk…”

Yoğun temponuz, fiziksel uygunsuzluklar ya da beslenmenizde bir türlü çözemediğiniz tıkanıklıklar sizi yıldıracak gibi olabilir. Ama her zaman başka, iyi ve doğru bir yolun olduğunu kendinize anımsatın lütfen… Kendinizden asla vazgeçmeyin, geçmişteki denemelerinizde olup biten başarısızlıklarınızı geleceğinize fatura etmeyin, yine aynısı olacak demeyin…

Doğru beslenme, yani şimdi kullandığımız anlamda rejim değil, yeme ve mutfak tarzımızı ifade eden diyet, uzman diyetisyenin elinden size en uygun kriterlerle çıktığında sizi ve yapınızı orantılı olarak şekillendirmeye, sağlıklandırmaya ve sizin için sağlıklı olan kiloya doğru sizi harekete geçirmeye başlar. Geçtiğimiz günlerde bir diyetisyen hocamız buna dair çok güzel bir not yazmıştı, aradım fakat bulamadım ancak aklımda kalan, yeme içmemizin bizim sağlığımız açısından neyi aradığımıza bağlı olarak biçimlendirilmesi gerektiği idi…

Gerçekten iyi beslenme, size sağlıktan ve dolu dolu yaşamdan başka bir şey vermez zaten. Etrafınızda sağlıklı yiyerek ideal kilosuna gelen insanlarla, gözü kapalı bir şekilde kilo vermek için her şeyi yapan insanları kolayca ayırt edersiniz. Fiziksel ve psikolojik olarak kolayca gözlemlenebilir bu…

Eda, kendi başarı öyküsüne şu önemli notu düşmüştü: (instagram sayfamda da görebilirsiniz)

image_1

“En büyük endişemdi yüzümün çökmesi, çünkü yüz, gerçekten yaş tayininde en önemlisi. Ama o kadar orantılı kilo verdim ki, hem kollarım inceldi, hem de asla incelmez dediğim bacaklarım. Hem yüzüm küçüldü hem göbek kısmım inceldi…”

Küçülen, daralan, incelen yapımız sağlıklı ve doğru beslenmede son derece orantılı olarak ilerler… Bu da göstergelerden yalnızca bir tanesi… yani çökme yoktur küçülme vardır, sarkma yoktur incelme ve daralma vardır, orantısızlık yoktur bütünsellik vardır.

Az sonra son 8 kiloluk viraja girdiğimiz Deniz’in de fotoğrafını paylaşacağım… 66.3 ile başladığımız yolculuğumuzda 56 kilodayız şu an… Bu fotoğraflar ise 64-56 kg aralığında yani 8 kiloluk bir fark varken çekildi… Ancak incelme daha da fazlası varmış gibi gösteriyor. Bu da son derece orantılı giden ve yağ kütlesi olarak kaybedilen kilonun işareti…

Deniz 10 kg verdi. Elimizdeki bu 2 fotoğrafta ise 8 kilonun farkı görülüyor. Oysa incelme ve şekillenme muhteşem...

Deniz 10 kg verdi. Elimizdeki bu 2 fotoğrafta ise 8 kilonun farkı görülüyor. Oysa incelme ve şekillenme muhteşem…

Ben takımımdaki arkadaşlarımın her defa kendi hikayeleri içindeki zorlukları ve güzellikleri; imkansızlıkları ve olanakları aynı anda okuyabildiğimizde başarılı olacağımıza inandım… Elbette kendi emeğinizi çöpe attığınızda hep söylediğim gibi kimse eğilip o emeği sizin için çöpten almaz ama iyi bir takım arkadaşı ve doğru bir rehber o emeğin daima kıymetlenmesi ve çöpe gitmemesi için size omuz verir ve doğru yolu gösterir.

İşte bu yüzden yolumuza 76.8 ile çıkarken gram bile kıpırdamayacağını düşünen ama bugün 68.2’ye merhaba diyen Aylin’in başarısı ikimizin arasındaki iletişimin ve bilimselliğin başarısıdır. Tülay’ın 71.5’tan 66.0’ya gelişi, Şeyda’nın bugün 76.7 ile başlayan yolculuğunda 63’ü görmesi, Burcu’nun 60’tan 55’e gelişi, Güzide’nin emzirirken 72.5 ile başlayıp 64 ile devam eden süreci yazılmakta olan başarı öyküleridir ve inançla, azimle, “yapamayacaklarımızı” değil “yapabileceklerimizi” fark ettikçe yazılmaya devam edecektir…

Ben onlara inanıyorum. Ben vazgeçmeyenlerin öykülerinin, azimli olan herkese ışık tutabildiğine inanıyorum.

Kucak dolusu sevgiler

Elif Ezgi Uzmansel


			

Ramazandan Sonra Biz :)

17 haziran-20 temmuz arasında Fetiye müthiş bir ilerleme kaydetti... Bunu sağlıkla, doyarak ve tamamen bilimsel koşullar altında gerçekleştirebilmiş olması ise işin en büyük bonusuydu

17 haziran-20 temmuz arasında Fetiye müthiş bir ilerleme kaydetti… Bunu sağlıkla, doyarak ve tamamen bilimsel koşullar altında gerçekleştirebilmiş olması ise işin en büyük bonusuydu

Ramazan ben ve ekibim için oldukça iyi geçti diyebilirim; danışanlarımıza özel hazırladığımız Ramazan menüleri hem çok keyifliydi, hem de oldukça sağlıklıydı. Böylelikle Ramazan’daki temel hedeflerimize ulaştık.

  • İbadetimizi olabildiğince mütevazi ve afiyet içerisinde gerçekleştirebilmek,
  • Ramazan’daki davetlerde bile ne yapacağımızı bilerek şişkinlik, hazımsızlık ve kilo artışı ile karşılaşmamak.
  • Yediklerimizi doğru kombine ederek, besin ve sıvı kaybını yerine koyabilmek,
  • Yediklerimizi doğru kombine ederek Ramazan sürecinde de kilo vermeye devam etmek…

Ramazan’ın en başarılı danışanlarından birisi Fetiye idi… Kendisi 1 ayda 11 kilo vererek, hem oruç tutabilmenin hem sağlıklı beslenmenin hem de ciddi bir hafiflemenin kazanımını yaşadı. Normal şartlar ve standartlar göz önüne alındığında, bir kadının ayda maksimum 7 kilo vermesini bekleyebiliriz. Özel durumlar söz konusu olduğunda, birlikte çalıştığınız uzman kişi bu özel durumun anahtarını sizin için bulur ve önünüzdeki engeli ve sorunsalı çözümler… Fetiyede de böyle olunca kilolar standartların yukarısında kaybedildi. En önemlisi, Fetiye bu ay normalde karşılaştığı yorgunluk, tansiyon ve şişkinlik ataklarını, oruç koşullarına rağmen minimuma indirebildi.

Refika da İsveçten takımımıza katılmıştı. Yıllardır 90 kilonun altına inememekten şikayetçi olan Refika, Ramazanda başladığı programının ilk ayını 5 kilo 500 gram kayıpla tamamlayarak 8 ile başlayan sayılara geçiş yaptı. uzun süren oruç saatlerinden sonraki yeme düzenini birlikte yönettik.  Şimdi Ramazan sonrası normal beslenmeye adaptasyon halinde…

Gözde ise vermesi gereken az sayıda kilosu olan bir kişi olmasına rağmen, Ramazanda 3 kilo ile vedalaşmayı bildi.

gzd

Alp Burak bey ise 101 kilo olarak başladığı Ramazanı 98 kg olarak tamamladı.

Onların, tam verimlilikle geçirdiği bu Ramazan’a vesile olabildiğim için çok mutluyum …

Peki Ramazan’da birlikte çalışma fırsatı bulamadığımız arkadaşlar… Geçtiğimiz hafta Ramazan sonrasında 4 kişi kabul edebileceğime dair bir post göndermiştim. Ancak sizlerden gelen yoğun talepleri karşılayabilmek için bu sayıyı biraz daha yükseltmeyi planlıyorum. Birebir çalışabilmek, takım arkadaşı olarak Ramazan’da ve Bayramda ve hatta dahası tatilde üzerinize yapışan fazla kilolardan kurtulabilmek için belki bu sistem tam da aradığınız şeydir.

Ancak her şeyin ötesinde, ben yine söylemekten yorulmayacağım. Kiloları vermek, zayıflamak, incelmek her zaman bir şekilde mümkündür. Ancak bunu size en uygun, en bilimsel ve en sağlıklı şekilde yapmak önemlidir. Daha da önemlisi, bu süre zarfında kazandığınız alışkanlıklardır zira size yaşamınız boyunca eşlik edecek olan alışkanlıklarla bu programı sonlandıramıyorsanız, sonuç diğer denemeleri ve metotları aratmayacak kadar sıradanlaşır ve geçici olur.

Bu anlamda doğru ve heyecanlı bir başlangıç çağrısı kadar, sürdürülebilir, keyifli yeni alışkanlıklar katmaya sizi davet ediyorum.

On kilo gider, gençlik geri gelir…

Terzi kendi söküğünü diker konulu fotoğraf :))  Şakası bir yana, eşim Deniz Uzmansel'in 1 ayda 10 kg vererek ideal kilosuna gelme öyküsünün özeti bu fotoğraftır :)

Terzi kendi söküğünü diker konulu fotoğraf :))
Şakası bir yana, eşim Deniz Uzmansel’in 1 ayda 10 kg vererek ideal kilosuna gelme öyküsünün özeti bu fotoğraftır 🙂

Beni tanıyanlar bilir, mutfakta ben olduğum sürece pişirme tercihimi daima hafif ve temiz olandan yana kullanırım. Çöp besinler yakınıma yöreme uğramasın isterim zira o sevimli ve parlak görünüşlerinin ardından sadece kilo olarak değil aynı zamanda başka zararları ile geri dönerler… O yüzden mutfak benim için her anlamda hafif olarak kalması gereken bir yerdir.

Birlikte sofraya oturduğumuz kahvaltılar ve akşam yemekleri dışında, eşimin gün içinde ne yediğine dair fikir sahibi değildim. Dahası bunu sormak ona karşı yapılmış diktatörce bir eylem gibi gelir bana. Ben sağlıklı beslenme yolunu tercih ettiğim için o da aynı yoldan gelmeye MECBUR değil. Herkes kadar onun da zararlı olanı tercih etme hakkı var zira… Ben de bu hakkına saygı duydum. Asla gün içinde “ne yedin, neden yedin?” diye sormadım. Benden fikir almak istemedikçe ona bildiklerimi ya da doğru olduğunu öğrendiklerimi dikte etmedim. Bunu faşistçe ve oldukça boğucu buldum. İşimizi kendi hayatlarımız üzerinde bir tür egemenliğe dönüştürme fikri ne kadar itici düşünsenize… Sırf ben, profesyonel olarak insanlara disiplin kurmada yardımcı oluyor ve bu işi yapıyorum diye ya da kendi adıma hafif beslenmeyi, sporla yaşamayı rehber edindim diye bunu  diretmek… Sizce de bu iş o zaman keyfini ve saygınlığını yitirmez miydi?

Bence yitirirdi… İnsanlar sizden fikrinizi ve yardımınızı istemeden buna zorlamanız bence kabul edilebilir değil…

Ancak geçen ay, kendisinin “ben çok göbeklendim, haydi bir şeyler yapalım” demesiyle sazı elime aldım. Kurallarım ve gidiş yolumuz belliydi. “Madem birlikte bu işin üstesinden geleceğiz o halde bana gün içinde neler yediğini söyleyerek işe başla…” dediğimde duyduklarım dudak uçuklatacak cinstendi. Bir yandan dinliyor, bir yandan da kendi bedenine neden böyle bir ağırlık yüklediğini anlamaya çalışıyordum…

Reçetelerimiz belliydi; tamamı özgün, lezzetli ve besin değerleri yüksek ama glisemik indeksleri düşük tariflerden oluşan Taylan Kümeli listeleri bizim yol haritamız olacaktı… Bir anlamda göbekli damat, kayınvalidenin eline düşmüştü işte : )

Önce ödemlerden kurtulmak için en uygun listeyi seçtik… Sonra yağlardan kurtulacaktık… metabolizmamızı hızlandıracak ve kötü alışkanlıkları da ayıklayacaktık…

Deniz, listelere son derece sade ve net bakıyordu, bu da ona çok yardım etti. Söz gelimi ona önerilen bir yiyeceği “listede yazmıyor ki” diye basit bir yanıtla geri çevirebiliyordu. Sanırım bu dolaysızlık erkeklere özgü bir şey 🙂 … Bir sabah oğlumuzun kahvaltısını hazırlarken tadımı yapmak için bile beni çağırdı. Yani evet, listeler sınırlarını çizmişti ve bu sınırlar belirleyiciydi.

Bana sıkça, hayretle sorduğu şey şuydu: “Bu kadar doymama rağmen kilo verecek miyim?”

Kendisi bir hekim… Sorduğu en basit sorudan en karmaşık olana kadar listelerimizin belli bir formül sistemi gibi olduğunu anlıyor, bunu anladıkça dışına çıkmayı çok anlamsız buluyordu. “Zaten öyle tokum ki, neden başka bir şey yemek isteyeyim?” diyordu.

Bu da daima söylediğim “Açlık doğanıza aykırıdır, o yüzden bu listeler sizi doyuracak yeterli besinlerle hazırlanır. Ama ne ile doyduğunuz önemlidir” ilkesini ispat ediyordu.

Bütün öğünlerini önceleri ben hazırlıyordum, daha sonra kendisi de bu hazırlık sürecine dahil olmak istedi. Tarifleri, kombinasyonları ve yiyeceklerin bir araya geliş şekillerini gördükçe daha da heyecan ve motivasyonla sürece katıldı…

Kiloları kaybettikçe “Koruma sürecimde, işe giderken yanımda salatalık götürebilirim. Kuru meyvelerden alabilirim, açlık hissettiğimde marul yiyebilirim, meşrubat yerine meyve+bitki karışımlarımızdan içebilirim” demeye başladı. Tariflerin yalnızca sağlıklı değil aynı zamanda lezzetli oluşu; damak tadına hitap ederken bir yandan da ideal kilosuna ulaşmasına yardım etmesi onu ikna ediyordu.

Hedeflediğimiz gibi 1 ay içinde 10 kilodan kurtulduk.

Korumaya geçtik. Besinleri nasıl tüketeceğimize dair sürekli konuştuk. Karşımda gönüllü bir dinleyici ve istekli bir öğrenci olunca, besinlerin nedeninin, nasılını anlatmak benim için oldukça keyifli bir sürece dönüştü.

Eğer kendisini yeme içme konusunda sürekli baskılayan ve bildiklerimi üzerinde denemeye kalkan (buna mecbur eden) birisi olsaydım; bu süreci böyle keyifli yönetebilir miydik emin değilim…

Kilo alma özgürlüğüne saygı duyduğum gibi, kilo verme kararına da saygı duyup bütün bildiklerimle destek olup yanında oldum…

Sonuç dediğim gibi, 1 ayda giden 10 kg; 2 beden incelme, kas kaybı olmadan, tok ve firesizce verilen bütüncül kilolar ve 10 yıl önce tanıdığım adamın suretine yeniden kavuşma…

Ben kendisine katılımcılığı, uyumu ve disiplini için; ona gösterdiğim yolda bana duyduğu pürüzsüz saygı ve takip edicilik için teşekkür ederim.

Annem Diyetisyen Taylan Kümeli’ye de muhteşem lezzetli tariflerle donanmış, özgün ve birinci sınıf listeleri için teşekkür ederim…

Karar vermek, adını koymak, inanmak ve doğru yol arkadaşları/ doğru metotlarla yola çıkmak… Bu işin sırrı budur…

Bize tebriklerini gönderen, destekleyen, yüreklendiren ve güzel sözlerini esirgemeyen herkese de yürek dolusu sevgiler .

Elif Ezgi Uzmansel

Hafif Bir Yaz Bizi Bekliyor :)

bu haftanın seçmeleri :)

bu haftanın seçmeleri 🙂

Her şey zorlaştığında ve kötüye gittiğinde ilk olarak diyetinden ve sporundan vazgeçmeye karar veren arkadaşlarıma şunu söylerim:

“Evet dünya zor, adaletsiz ve kavga dolu… Belki şu sıralar her şey üst üste geliyor. Ama sen kendin için sade, güzel ve doğru bir şey yapıyorsan, bu zor zamanlarda tutunacak, yeniden toparlanmanı sağlayacak bir motivasyon oluşturuyorsun. Belki her şey kötü ama ben kendim için iyi bir şey yapmayı sürdürüyorum diyeceksin”

Gerçekten de böyledir.

Sular durulduğunda, kendinize dönüp bakar ve “iyi ki bırakmamışım, şimdi yeniden başlayacak gücü buluyorum” dersiniz…

Arkadaşlarım yani vazgeçmeden sağlıklı beslenme serüvenine devam eden güzel canlardan güzel haberler peşpeşe geldi.

Ayça birlikte yola çıktığımız ilk ayı 7 kilo kayıpla tamamladı. Bu arada oğullarımız adaş… Şimdi o 2 aylık Rüzgar Ali’sine bol bol süt verirken, kendisini küçültüp bebeğini büyütüyor deyim yerindeyse 🙂

Benim favorilerimden Işıl, iki haftayı 6 kilo kayıpla tamamlayarak güzel bir başlangıç yaptı. Tabii bununla kalmadı, Işıl, karbonhidratlarla olan yoğun ilişkisini gözden geçirmeye başladı. Bugün aburcuburların ve kontrolsüz tüketilen karbonhidratların bedenine yaptığı kötülüğe bir dur demek için başlattığı mücadelede 3. Haftasında. Biz artık 3 haneli sayılardan 2 hanelilere geçtik. Sırada baskülde “8” ile başlayanları görmek var 🙂

Emine, 2 ay dolmadan 15 kilo ile vedalaşmanın hafifliğini ve güzelliğini yaşıyor diyebilirim. Azmine ve isteğine hayran olmamak elde değil. Onun için hazırlanan listeleri harfiyen yapmanın mükafatlarını alıyor ve bu şekilde devam ederse almaya da devam edecek inşallah 🙂

Neval ile yolculuğumuza 66 kilo olarak başladık. İlk ayı tamamlarken baskülde 60.5’i gördük. Bu ayın yeni hedefi artık “5”li sayılarla devam etmek 🙂 hedefimiz 55…

Eda ise ilk ayı 7 kilo kayıpla tamamladı. Aynı kıyafet içerisinde çektiği iki fotoğrafta incelmesi o kadar rahat görülüyor ki; sadece hedefimize seslenip şöyle diyoruz: BEKLE BİZİ 🙂

Eda'nın müsaadesiyle 1 aylık maceramızın sonucunu paylaşıyorum... Kendisi aynı kıyafetlerini giyerek fotoğrafı çekmeyi tercih etmiş :)

Eda’nın müsaadesiyle 1 aylık maceramızın sonucunu paylaşıyorum… Kendisi aynı kıyafetlerini giyerek fotoğrafı çekmeyi tercih etmiş 🙂

Saadet diyetine 2 gün önce başladı. İlk gün tam 1 kg kaybederek, bomba gibi bir giriş yapacağının sinyallerini de çakmış oldu 🙂 Uzun bir yolumuz var…

Ezgi ise 98.6 kg ile çıktığı yola 91.7 ile devam ediyor… “Ben bu kadarla da doyuyorum ve kendimi çok hafif hissediyorum” demesi de sanırım onunla paylaştığım bir ödül 🙂

Nilay ise bu sabah şu mesajı geçti:

“Eski pantolonlarımı giyiyorum. Sadece 1,5 ay önce 42 bedene sığıyordum ben… Bu pantolonların hepsi 38 beden… İyi ki seninle karşılaştım” 🙂

Funda ile 35 günde 5 kilo hedefi koyduk. Birlikte başlarken Funda son 3 haftada gram verememişti… Acaba birlikte bu direnci kırabilir miydik? Bu sabah tam 4 kiloyla vedaşlatığımızın haberi geldi. Henüz 35 gün olmadı, ne dersiniz zaman dolmadan hedefimizi tutturacak mıyız?

Bu arada bizim evde de bir diyet rüzgârı esiyor. Bu defa diyetimizin konusu “bu göbek de neyin nesi?” diye haykırdıktan sonra elime düşen eşim… Çevremde beni tanıyanlar çok iyi bilir, kimse benden yardım istemeden, fikrimi sormadan şunu ye, bunu iç diye fikir beyan etmem, dahası zorlayıp baskı kurmam… Sırf işim bu diye insanlara ille sen de zayıf ve fit olmalısın diye bildiklerimi dikte etmeye çalışmam… Bunu faşistçe buluyorum. Ayrıca bu beni çekilmez bir insan yapabilir, bunu göze alamam… Eşimin kendi tercihiydi, benim sağlıklı beslenme serüvenime yalnızca sofradayken katılıyor ancak işe gittiğinde börekli çörekli konferanslardan, sunumlardan nasiplenip; öğle aralarında belli ki zararlı duraklarda soluklanıyordu. Ama madem benden yardım istedi o halde tastamam bir beslenme eğitimine başlamanın zamanı geldi dedik. 86.5 ile çıktığı yolcukta 2 haftada 5 kg kaybederek 82.5 sayısını baskülde gördü. En güzeli de ne biliyor musunuz? Eşinizin size her gün “hakikaten bildiğin bir şey varmış, hakikaten böyle yiyerek de doyuyor insan” diyerek her gün onay vermesi 🙂 Bilirsiniz, bazen en yakınınızdakiler en geç fark edenler, fark etmekten ziyade en geç uygulayanlardır. Neyse geç olsun ama güç olmasın diyelim.

Bu arada size söz etmek istediğim iki arkadaşım daha var:

Bunlardan bir tanesi çook uzaklarda, onun da ismi Deniz. Şu anda doktorasını yapıyor. Bir yandan da Türkiye’ye gelmeden önce hafiflemenin peşindeyiz… Ama Türkiye ziyaretinden sonra da sağlıklı beslenme serüvenimize devam edeceğiz. Çünkü bu defa başla bırak yapmak; al ver çizgisinde gitmek istemiyor Deniz. Kilo verip, koruyarak ve doğru beslenme seçeneklerini görerek devam etmeye kararlı. Bu şekilde 5 kiloyla vedalaştık zaten…

Siz de kendiniz için böyle bir adım atmaya karar verebilir ve takımımızın bir parçası olabilirsiniz…

Tok hissederek, eğlenerek, motivasyonunuzu koruyarak ve daima dirsek temasında kalarak sağlıklı beslemeyi öğrenebilir ve aynı anda kilo verebilirsiniz.

Ne dersiniz?

Elif Ezgi Uzmansel

Nasıl Başlamalıyım? Bu Defa Nasıl Farklı Olur?

hedef belli mi? geriye gerçekleştirmek kalıyor...

hedef belli mi? geriye gerçekleştirmek kalıyor…

Ben uzun süredir denemiş olsaydım, elimde harika listeler olsaydı ama başaramıyor olsaydım nereden ve nasıl başlar; neler yaparak kendime gelirdim?

1-      Hedefini koy:

Kaç kilo vermek istiyorsun? Beden kitle indeksini hesapladın mı? Bunu hesaplamak hiç zor değil, haydi google’a yaz, karşına çıkacak… Bu veriye göre, kilon nasıl bir aralıkta? Normal mi? Yüksek mi? En çok ne kadar düşebilirsin? Zayıflıktan çok senin için sağlıklı olan noktayı önemse: ADINI KOY.

2-      Nereden başlamalısın?

Bu durumda en doğru tavır, üniversitelerin beslenme ve diyetetik bölümlerinden mezun olmuş ve klinik menüler oluşturma ehliyeti olan bir hocamızla görüşmendir. Eğer böyle bir şansın yoksa mutlaka bilimsel referansları olan bir kitap edinebilir ya da hocalarımızın, blogumuzda da olduğu gibi, paylaştığı örnek menüleri kendine hareket noktası edinebilirsin. Klinik menü oluşturmak demek, yiyecekleri formülün birer parçası gibi kullanmak demektir. Sen eğer her şeyi söylendiği kadar tüketirsen sonuç senin olacaktır. Çünkü formülün parçalarını doğru yerleştirmişsin demektir. Bu sebeple, popüler olan, belli bir ekole ya da temele dayanmayan beslenme anlayışlarını asla hayata sokma. Sana kısa sürede kilo verdirir ama sürdürülebilirliği olmazsa verdiklerini geri alman kaçınılmazdır.

aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleyemezsiniz der aritoteles, o halde haydi fark yaratma zamanı...

aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleyemezsiniz der aritoteles, o halde haydi fark yaratma zamanı…

3-      Sürekli başla bırak yaptım; ya yine yaparsam?

Bence en önemli konu bu… Aynaya bak lütfen. Kendini nasıl görmek istediğini sor. Kilolarını ne kadar zamanda aldın? Ne kadar zamandır böylesin? Kendini ne zamanlarda engelledin? Bu soruları sorarken öyle net ol ki, bahane üretecek bir boşluk kalmasın. Kendine dürüst cevaplarını verdikten sonra başla… Eğer bırakırsan, yeniden başa saracağını, metabolizmana zarar vereceğini, seni memnuniyetsiz kılan kiloda belki aylar, belki yıllar boyu şikayet halinde gezinip duracağını unutma… Başla-biraz yap-biraz ver- sonra aynı beslenmeye geri dön şemasından kork! Bu kötü bir şemadır ve yo-yo denilen kilo almaya programlı bir metabolizmaya davetiye çıkartır. Gel gelelim başla-kilo ver-hedefe ulaş ve koru işi hiç uzatmadan seni istediğin yere taşır.

4-      Olumlu ve destekleyici insanlar olsun, kendine bir diyet partneri bul…

iyi takım arkadaşı zorlukları keyfe çevirebilir.

iyi takım arkadaşı zorlukları keyfe çevirebilir.

Ve bu kişiyi azimli ve pozitif insanlar arasından seç. Seni aşağı çekmesine, tutarsız ve adaletsiz kıyaslamalarla seni kırmasına şahit olmayacağın bir takım arkadaşı bul.

Birbiriniz için destek unsuru olun, birbirinizi takip edin. Sporunuzu, tükettiğiniz suyu… Kaçamaklar konusunda açık kalpli olun ve mümkünse kaçamak olmadan önce birbirinize ulaşıp bu kaçamağı bertaraf edin. Eğer kendinize doğru ve uygun bir diyet partneri bulamıyorsanız  o zaman size tam anlamıyla yardım edip, sizi a’dan z’ye yönlendirebilecek profesyonel bir diyet koçundan yardım alabilirsiniz.

5-      Spor yapamıyorum artık çok eski bir bahane!

Kendinize bir adım sayar alın ya da telefonunuza adımlarınızı sayabilen bir uygulama yükleyin ve günde 10bin adımı görmeden o günü tamamlamayın.

6-      Ben su içemem ki!

 

Suyunuz daima etrafınızda ve ferah bir sunumda olsun ki sizi su içmeye teşvik etsin. :)

Suyunuz daima etrafınızda ve ferah bir sunumda olsun ki sizi su içmeye teşvik etsin. 🙂

Bedeninin dörtte üçü su olan bir canlının suyu “içemediğini” söylemesi doğasına karşı gelmesidir. Bu yüzden kendinize bahane değil çözüm üretin. 3 tane 1er litrelik suyu gözünüzün önüne koyun ve gün sonuna kadar tüketin.

7-      Tatiller korkulu rüyam oldu!

 image_3

Amacınız doymak ise ne ile doyduğunuzu siz belirleyebilirsiniz. Tatil zamanları gözleme yerine koca bir menemen yemek de mümkün. Mangal partilerinde ekmek arasında et yemek yerine o anı bir ızgara salata anına dönüştürmek mümkün. Akşam yemeklerinde menüden soslu bir makarna ya da pizza seçmek kadar ızgara balık seçmek de mümkün. Kola yerine ayran tüketmek, alkol konusunda dengeli seyretmek, eğlence mekanlarını dans etmek ve efor sarf etmek için kullanmak da mümkün. Sosyallik yemek yemekle sınırlı olamaz! Okuyun, gezin, fotoğraf çekin ve yemek yemeye sadece kısa süreli bir fiziksel etkinlik olarak bakın.

 

8-      Kimse bana inanmıyor!

 

Her zaman söylüyorum, birilerinin size inanıp inanmaması önemli değil AMA madem inanmadıklarını belirtiyorlar o halde siz de onlara meydan okuyun. Size gelen bütün negatif bildirimleri kendinize motivasyon malzemesi yapabileceğinizi unutmayın. Sizi uzun zamandır görmemiş bir tanıdığınız size ne kadar kilo aldığınızı ve artık vermenizin zor olduğunu mu söyledi. Pekâlâ, “meydan okuma kabul edilmiştir” O halde bir sonraki görüşmenizde kendisine bu sözünü bir kez daha anımsatırsınız. Ama her zaman atak yapmak için değil bazen sizden umudu kesmiş kişileri şaşkınlığa uğratmak da iyidir. “Sen nasıl zayıfladın, ne yaptın?” dediklerini duymak size o negatif bakış açısının tersine dönebileceğini kanıtlayacaktır. Ama hepsinin ötesinde bir gün aynanı karşısına geçecek, taptaze yüzünüzle karşılaşacak ve kendinize yineleyeceksiniz: “HOŞGELDİN YENİ BEN” J

9-      Çok yoğunum:

 time-management

Gerçekten hayat insanı nasıl da içine çekiyor ve aman vermiyor değil mi? Peki… Siz de bu kavgada sürüklenip gidecekseniz söyleyecek bir şey yok. Ama o kavganın içinden tek parça çıkmanın iki kelimelik bir sırrı var: ZAMAN YÖNETİMİ… Eğer zamanınızı doğru ayarlayabilirseniz, her şey için vakit yaratabilirsiniz. Aslında zaten yemek yemiyor musunuz? Pekâlâ… O zaman ne yediğinizi yeniden belirleyin. 24 saat içinde 50 dakika spor yapamıyor musunuz? Yemekleri hazırlamak uzun sürüyor diyorsanız, boş zamanlarınızda ön hazırlıklar yaparak daha kolay ve süratli ilerleyebileceğinizi asla unutmayın. Zaman sizi yönetiyor madem, siz de aynını ona yapın. Pek azımızın yardımcısı, destek olacak bir yakını etrafında… Çoğumuz her şeyi tek başına idare etmenin kaygısında. Zaten destek alan arkadaşlarım bu desteği en verimli bir şekilde değerlendirebilirler. Ama bu desteğe sahip olmayan arkadaşlarım zamanlarını yönetmek durumundalar. Birlikte çalıştığım arkadaşlarıma baktığımda vardiyalı çalışanlar, uzun süre ofis mesaisi olanlar, sürekli seyahat edenler, iki ya da üç çocukla aynı anda ilgilenenler, ameliyatı ya da uzun viziteleri olan hekimler, sınav süreçleri olan öğrenciler, loğusalar ya da kendi evinden uzak bir yerde yaşayanlar var… Hepsinin birçok zorluğu ve meydan okuması var. Ama hiçbirinin bahanesi yok. Bunu da takvimlerini organize edebilmelerine borçlular. Siz de kendinize inanın…

10-   Kontroller tamam mı?

 

baskülle kendinizi kontrol edin ama baskülün sizi kontrol etmesine de izin vermeyin.

baskülle kendinizi kontrol edin ama baskülün sizi kontrol etmesine de izin vermeyin.

Aslında metabolik döngü 7 gündür o sebeple 7 günde 1 basküle çıkmak ve adet süreçlerinde baskülden uzak durmak önemlidir. Sadece motivasyonunuz için değil aynı zamanda en sarih sonucu elde edebilmeniz için J Ama eğer sizi motive ettiğine inanıyorsanız her gün basküle çıkın. Gel gelelim aralardaki dalgalanmalar sizi düşürecek ve gün boyu aklınıza takılacaksa bunu normal bir seviyede tutmakta fayda var. Bel ölçünüzü alın. Aynı kıyafetle fotoğraf çekilin. Ama kilo konusundaki odaklanmanızı takıntıya dönüştürmemek için kendinizi derinleştirin. Bu sadece az yesem o pantolona girer miyim davası değildir. Bu, “ben ihtiyacımdan fazlasını neden yiyeyim? Neden vahşi bir tüketici olayım ki?” sorusunu kendinize sorup soramadığınızla ilgilidir. Bu bilinci kazanmak için kendinize söz vermekle kalmayın, şikayetlere ve hüzünlere de paye vermeyin. Kalkın ve adım atın… Başarılı ya da başarısız yoktur. Bahaneli ve bahanesiz insan vardır.

Elif Ezgi Uzmansel

super tok super hafif super sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli'nin yalnızca danışanlarıma özel hazırladığı listelerle bomba gibi devam ediyoruz :)

super tok
super hafif
super sağlıklı
Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli’nin yalnızca danışanlarıma özel hazırladığı listelerle bomba gibi devam ediyoruz 🙂

Bu hafta bizim için depar attığımız şahane bir hafta oldu… Takımımın canım üyelerinden peş peşe güzel haberler alırken, bahar yorgunluğunu silkeleyip canlanmaya başladığımızı da görmüyor değilim.

Aramıza yeni katılan arkadaşlarımızdan da güzel haberler geliyor.

“Ben yıllardır bu kiloyu görmedim” diyen arkadaşlarım çatur çutur kırıyorlar dirençleri.

Motivasyonumuz tavanda, karnımız doyuyor, pırıl pırıl besleniyoruz ve her besin grubundan yeterince tükettiğimize eminiz zira listelerimiz takımım için özel olarak Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli tarafından hazırlanıyor.

“Ben ki günde 2,5 kilo tatlı yiyebilen, tatlı yenmemiş günü boş geçmiş sayan bir insanım; nasıl oldu da tatlıyı bu kadar kolay terk edebildim ve nasıl oluyor da aramıyorum” diyen Aslı, eski alışkanlıklarına tam doksandan golü çakmışken benden bir “yupppppiii” sesi yükselmiyor değil.

Sevgili danışanım Neval Hanım bir hekim. Kendisi dünya tatlısı ikiz delikanlıların annesi… İnsülin direnci şikâyeti yüzünden oldukça yavaş bir metabolizması olacağını düşünüyorduk. Bu arada yürüyüş grubumuzda en az 10bin adımla sürekli liderliğe oynuyor. Geride bıraktığımız 18 gün zarfında 65 kilodan indik ve 62 kilonun kapısını çaldık. Birlikte 10 kilodan kurtulmayı hedefliyoruz. Bu arada sabahki yazışmamızı kendisinin de müsaadesiyle sizinle paylaşıyorum.

Neşeli, heyecanlı ve hayret verici :)  Bu arada Ayşenur'a selam olsun "greyfurta iyi davranmadım ama o bana iyi davrandı" cümlesi nokta atıştır :*

Neşeli, heyecanlı ve hayret verici 🙂
Bu arada Ayşenur’a selam olsun “greyfurta iyi davranmadım ama o bana iyi davrandı” cümlesi nokta atıştır :*

Emine üç haneli sayıları terk ederek bir haftada 2 kilodan daha kurtuldu. Böylelikle 1 ay 1 haftada 12 kiloyla vedalaştı. İstanbul’daki kliniğimizde yağ kas oranını da ölçtürme şansı oldu. Yağdan verdiğimiz kilolarla kalıcı adımlar atabiliyoruz. İşte beni en çok mutlu eden de bu.

Funda ile 10 günde 59.2’den 57.4’e düştü. Birlikte çalışmaya başlarken üç haftalık bir dirençle boğuştuğunu söylemişti. Böylelikle direnç kırarak ilk aşamaya adım atmış olduk. J
Gelelim Ayça’ya… 3 haftada 5 kiloyu sezaryen sonrası çalışmamakta direnen bağırsaklarına rağmen kaybedebildiğimiz için mutluyuz. Ama asıl amacımız, lifli ve sıvı ağırlıklı beslenme; iyi dinlenme, bol hareket ve olumlu telkin ile bağırsakları eski performansına kavuşturmak…

Gelelim Ezgi’ye… Ezgi ile yola çıktığımızda spor konusunda sıkı pazarlıklar yapıyorduk. 10 dakikalık yürüyüşler bize yetmeyecekti çünkü kiloların altında yatan kötü huylu kolesterol, hafif hipotiroid ve insülin direnci ile savaşacaktık. Sonra ezgi bir adım canavarına dönüştü. Günde 14bin adıma kadar atarak, 98.7 ile başladığımız yolculuğumuzda 93.8 durağına geldi. Deyim yerindeyse ortalığın tozunu attırdı. Kendisine de dediğim gibi metabolizmasına kafa tuttu ve söke söke 4 kilo 900 gramlık bir ağırlığı yolcu etti…

Bu arada farkındasınız değil mi? Ne kadar çok insülin direnci şikayeti var etrafımızda…

Bunun nedenlerinden birisinin de diyetlere “başla-bırak” yapmak olduğunu ya da sizin için uygun olmayan, tek tip beslenme öneren listeleri uygulamak olduğunu biliyor musunuz?

Ve Pelin… Pelin, geçen hafta size sözünü ettiğim genç arkadaşım. Onunla 66.5 kilo ile yola çıktık ve 1 ayı tamamlarken günde 16bin adıma kadar atabilen ve başladığından neredeyse 5 kilo daha hafif olan bir Pelinle karşı karşıyayız. Yürüyüş grubumun dünkü birincisi O’ydu J

Evet bu hafta size söz etmek istediğim bir danışanım da Eda… 70.4 ile başladığımız serüvenimizde 2,5 haftada 67.0’ı baskülde gördük. Ama asıl mesele bu değil. Eda, uzaklarda çalışıyor. Yürüyüş için kaldığı yer hiç elverişli değil. Ayrıca diyetlerimizde kullandığımız malzemeleri bile tamamen bulabilecek koşullara da sahip değil. Peki bunlar onu durduruyor mu? O kendisine bunları bahane kalkanı olarak kullanıyor mu? Hayır! Günde binlerce adım atmanın bir yolunu bulduk; dahası market raflarının altını üstüne getirip diyetimizde yapabileceğimiz değişimleri değerlendirdik. Evet hanımlar beyler, bahanemiz yoktu çünkü alternatifimiz vardı. Eda ise bu şekilde sağlam bir yol kat edebiliyor.

Gelelim bir diğer genç arkadaşım Sena’ya. Sena, 14 yaşında. Hipotiroidli ve böbreklerinden bir tanesi sadece %2 oranında çalışıyor. Ancak Sena öyle disiplinli ve azimli ki, kendisi henüz telefon bile kullanmıyor. Annesiyle görüşüyor, akşamları ise telefonlaşıyoruz. Sıfır fire, sıfır bahane, on numaralık bir motivasyon ile 20 günde kırılmak bilmeyen direnci kırdık ve 2 kilodan kurtulduk. Şimdi tatili bekliyoruz, bu sayede fiziksel aktivite şansımız daha da artacak.

Burada ağır siluetleri bir kenara atıp, yeni sağlıklı ve zinde figürleri ile beliren bütün danışanlarımı kutluyorum. Ama en önemlisi, her zamanki gibi, beslenme alışkanlıklarını eğitebilmeleri, bu konudaki popüler, temelsiz ya da yaygın söylemlerden ziyade kendi yapılarına uygun beslenme sistemi ile yol alabilmeleri…

Çok zayıf ya da çok ince değil, çok sağlıklı ve hafif olmak kalıcıdır. Gerçekten yapınız müsaade ediyorsa sağlıklı kilosunda olan kişi zaten ince ama her şeyden önce harika bir figüre sahip olur. Orantılı kilo kaybeder; kalçası küçülürken kolları yağlı kalmaz; yüzü çökerken karnı kalmaz… Bütünlüklü kilo verir ve “bölgesel kilo” diye bir şey söz konusu olmaz. Bir de vücudunda yağ oranı olması gerekenden daha düşük olan bir kadının tuvalet rutininden tutun da adet gibi yaşamsal bir fonksiyonu bile aksamaya başlayabilir. Hafızası ve günlük performansı ise doğrudan etkilenir. Hedef kilonuzu belirlerken kullanılan bilimsel parametreler de bu gerçeği baz alarak size alt sınırınızı söyleyecektir. Sağlıklı kiloda olmak, bir kotun içine girmekten daha fazlasıdır. Hem o kotun içine girmek, hem de içinde ışıl ışıl görünebilmektir. Bütün hatlarını yitirmiş, kemik ve biçimsiz kaslar topluluğuna dönüşmek tam anlamıyla bir diyet fiyaskosudur.

Biz sağlıkla gelen forma inanarak adımlarımızı atıyoruz. İyi ki de öyle yapıyoruz.

O halde şimdi benim için yürüyüş vaktidir

Bizimle serüvenimizi paylaşan herkese sevgiler.

Elif Ezgi Uzmansel

Bahane En Büyük Ağırlıktır! Ondan Kurtulun :)

en baştan hafifleyin...

en baştan hafifleyin…

Sevgili okurlar,

Öncelikle başarı öykülerimize gösterdiğiniz ilgi ve coşkuya çok teşekkür ederim. Hem kendi adıma, hem de öykülerini bizlerle paylaşan arkadaşlarım adına…

Konuya dair sizlerden birçok mail geldi, ne yazık ki, her birini zamana yayarak okusam da hepsine geri dönemiyorum. Zaten bu zamansızlığım yüzünden çok sevsem bile buradaki yorumları da kapatmak zorunda kalmıştım… Ancak içim bir noktada rahat, blogumdaki yazılar, listeler ve dahası altı bine yakın yanıtlanmış yorum pek çok okurum için oldukça aydınlatıcı nitelikte. Her biri aradığı, daha önce pek çok kez sorulmuş sorunun cevabını bu yazı ve notlar arasında rahatlıkla bulabilecekler. Lütfen sayfalar arasında özgürce gezinin 🙂

Bana gelen maillerden bir tanesinde de şöyle bir soru vardı? “Sizin hep başarı öyküleriniz mi var? Hiç duraklamalar, patlamalar, bocalamalar yaşamıyor musunuz?” ve şöyle devam ediyordu “… Ben kusur arayan birisi değilim ama o kadar çok tökezledim ki, kendimi tek başarısız benmişim gibi hissediyorum.”

Öncelikle bu açık yürekli mail için teşekkür etmeliyim. Bu yazıyı da başta o arkadaşım için yazıyorum… Sizinle şimdiye dek hep başarı öykülerini paylaştım. Bu, sürekli ve kesintisizce başarılar içerisinde olduğumuz için değil… Burası, hayal kırıklıklarının, bocalamaların ve sürekli yinelenen hataların son bulacağı durak olduğu için böyle… Hani, klasik bir söz vardır “günün en karanlık anı güneş doğmadan hemen öncedir” diye… Sanırım biz günün ilk ışıklarının düşmeye başladığı o ana denk geliyoruz… Ben, umutsuzluğun bir ötede kaldığı duraktan sesleniyorum sizlere… Adım attığımız, vazgeçmekten vazgeçtiğimiz, karanlığın fişini çektiğimiz, yılgınlıkları imha ettiğimiz atölyenin kapısından sesleniyorum. Burası hiç de rahat ve kolay bir yer değil… Kapıdan içeri girenlerin hepsi kolay yolları, geçici ve kısa vadeli beklentileri orada bırakıyorlar. Kapıdan içeri girerken, geçmişten getirdikleri tedirginlikler ve betonlaşmış alışkanlıklar var ceplerinde… Defalarca başa sarmış hikâyeler var… Başaramazsam korkusu var. Kendimizi kandırma davranışı bu kapıdan içeri giremez mesela… Ne isek o’yuz… Herkes kendi bedeniyle, iradesiyle yüzleşecek… Herkes neyi hayal ederek başladığını bir dövme gibi içine nakşedecek… Yaptığı doğru şeyin er ya da geç mükafatını mutlaka ama mutlaka alacak. Yanlış bir şey yaptığında da bunun sonucunu bizzat görecek, artık örtbas etmeyecek, bu neden oldu ki şaşkınlığına düşmeyecek… Evet dediğim gibi, hayalimizi bir dövme gibi zihnimize nakşetmeli… Ertesi gün zorlanınca o hayalin bir yere kaybolmadığını bilmemiz gerekiyor çünkü… Bunun basitçe zayıflamak, bir pantolonun içine girmek olmadığını; kendimize verilmiş bir sözü tutma davası olduğunu, bedenimizde başlayan irademizle süren ve oradan da ruhumuza, mutluluğumuza ulaşan bir süreç olduğunu anlamak olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Başarı öyküleri anlatıyorum çünkü sözünü ettiğim insanlar da sen gibi, ben gibi birçok tedirginlikle yola çıktılar. Ama ağırlıklarından kurtulurken önce bahanelerini attılar… İşte ilk başarı bu! Bahanelerinizi atınca, inanılmaz hafifliyorsunuz 🙂 bahanesi olmayan bir insan ışık hızıyla yatağından fırlayabilir, yürüyüşüne gidebilir, yemeklerini akşamdan hazırlayabilir, çantasına ara öğünlerini koyabilir… Bahanesiz bir insan ders aralarında ara öğünlerini yiyebilir, ameliyatı bitince evden getirdiği yemeğini tüketebilir, toplantı esnasında suyunu içebilir, sosyal ortamlara çayıyla kahvesiyle hiç olmazsa salatasıyla eşlik edebilir… Bahanesiz insan spor salonlarına kaydolamasa bile, gece yarılarına kadar çalışsa bile iki uzak mesafe arasında onlarca tur yürüyebilir evet bir iş yerinde günlük yürüyüşünü yapabilir… Bahanesiz insan, seyahatine çıkarken çantasına sabahları yemek için bir kutu yulaf koyar mesela, hatta ben baskülü ile iş gezisine giden danışanlarımı biliyorum. Şimdi size nasıl “başarısızlıktan” bahsedebilirim? Bu inat değil midir? Bu azim değil midir? Bu “ben yapabiliyorum” demenin gururu değil midir?

Velhasıl, bahanesiz bir insandan daha çevik olanı göremezsiniz…

Bahanesiz insan baskül ona direndiği zaman baskülden daha inatçı olan insandır… Ona nanik yapar ve der ki; “Doğru olan şeyi yaptığımda küçük de olsa bir şansım var ama şu an vazgeçip yanlış olanı yaparsam o küçük şansımı da kaybederim” Anlayacağınız, baskül durur ama bahanesiz insan durmaz…

Gerçekten, size doğru söylüyorum, bahane gittiği zaman geriye siz kalırsınız. Sadece siz! Kendisine ulaşabilen insanın başarmamak için hiçbir nedeni yoktur.

Gelelim bocalamalara…

Yani benim de senin de ve evet evet senin de yaşadığın o kaygı anlarına… Sabırsızlık ve karamsarlık patlamalarına…

Hani aylar boyunca üzerimize yapışan kiloların bir anda uçup gitmesini ümit ediyoruz ya… O anlar mesela… Ya da iki kilo verince bunu az buluyoruz ya. (haydi gidip iki kiloluk bir karpuzu alın ve üzerinize yapıştırın mesela ve onu gittiğiniz her yere götürün…) İşte o anlarda size yardımcı olacak tek şey yaptığınız şeyi neden ve nasıl yaptığınızı hatırlamaktır.

Arkadaşımın mailinde yazdığı gibi, tökezleyebilirsiniz. Defalarca hem de… Ama bir sonraki sefer için tökezlememeye çabalamanız önemlidir. Buradaki anahtar “kusursuzluk arayışı” değildir sizin samimiyetle çabalamanızdır. Bir önceki seferde gerçekleşen hatalardan ders almak ve yinelememektir samimiyet…

Kısacası…

Size ne “bir haftada beş kilo” tarzında umut pompalarım ne de “sizin kilo vermeniz imkânsız” diye umutsuzluk aşılarım. Emek, disiplin, sabır ve doğru rehberiniz varsa ve iradenizi, kendinizi kendinizden koruyacak şekilde eğitmek için kararlıysanız başarı sizin için zaten kaçınılmazdır. Bu yaz için on kilo yirmi kilo vereyim, sonra kaldığım yerden yeme içme konusundaki çılgın tüketici moduma geri döneyim demek sizin bir yaz mevsiminizi kurtarır. Doğru beslenmeyi öğreneyim ve duygusal açlığımı alt edeyim demek ise hayatınızı kurtarır…

Şu durumda, siz günün en karanlık, en kırık, en umutsuz anında mısınız? Sizi nelerin yıkabildiğini çok iyi ve yakından gördünüz mü? Kendinize verdiğiniz sözleri tutmadığınızda hissettiklerinizi iyice anladınız mı? Aynada gördüğünüz kişiye yabancı mısınız? Yorgunluk ve ağırlık sizi nakavt etti mi? Peki… Çok güzel! Madem günün en karanlık anındasınız eğer şimdi kalkıp doğrulmaya karar verirseniz, gün sizin için de doğacak. Hatalarınız orada ki onlar sizin kılavuzunuz…. Onlara bakın ve neyi YAPMAYACAĞINIZI zihninize iyice yazın.

Gelelim benim canım BAHANESİZLERİME…

Önce Cella’ya, Deniz Sevim’e, Selin’e, Ahu’ya, Ayça’ya, Çiğdem’e, Aslı’ya, Duygu’ya saygılar… Gördüğüm en amansız, en bahanesiz kadınlarsınız…

Emine, kutlarım seni, bir ayı 10 kilo kayıpla tamamladığın için ama en çok kendi adına müthiş bir şey yapmak üzere adım attığın için… “Gör bak ben nasıl tutarım boğazımı” dediğin için… Teşekkürler Pelin, genceciksin ve bu kadar disiplini ve sorumluluğu layıkıyla yerine getiriyorsun. 1 ay olmadan 4 kiloya tekmeyi bastın bu sayede… Güliz ve Burak çiftinin başarısına koca bir alkış. Evin içinde esen sağlıklı beslenme rüzgarları Burak bey’in 114 kilodan 102 kiloya düşmesini; Güliz’in hem çalışan hem de emziren bir anne olarak 61 kilodan 54 kiloya düşmesini beraberinde getirdi. Ahu, 78 ile başladığı maratona 71 ile devam ediyor. Bunu da kiloları direnirken bir an bile vazgeçmeden yaptığı şeyi sürdürmeye borçlu… Eğer, nasılsa kilom durdu, çok bozuğum gidip de şundan azcık yesem ne olur deseydi bugün 78’e geri dönmüş olabilirdi… Duygu 2 haftada 4 kiloyu şutladı. İki çocuklu bir anne olarak sabah çok erken saatlerde yakalayabileceği yürüyüş fırsatını kaçırmamasına borçlu bu başarıyı… Nilay “nasılsa benim Polikistik Over Sendromum var ben kilo almaya mahkumum” demedi, bu sayede de 74 kilo ile başlayan serüveninde 68 kilonun kapısına dayanabildi. Ezgi, 98.7 kilo ile başlayan mücadelesinde “insan bunlarla da doyuyormuş” diyerek şikayet etmek yerine benimsemeyi seçti ve 18. Gününde 94 kilonun kapısına dayandı… Ayça, yeni doğum yapmış bir anne olarak işe başlamadan önceki zamanından 2 saatini uyumaya değil yürümeye ayırdı. Bugün 85.1 kilo ile başladığı yolculuğunda 82 kiloya bu sayede ulaştı… Duygu, sürekli mobil halde, ülkenin bir ucundan diğerine gezen bir insan olarak baskülünü ve yemeklerini yanında taşıdığı için 63 kilodan 58’e düşebildi. Aslı, “doktora tezimin son dönemindeyim aman azcık daha kilo alayım, zaten korkunç bir stres, baskı ve iş yükünün altındayım ne olacak” demediği için üç haneli sayıları uğurlayabildi… Selin, ona yardımcı olmayan bir metabolizmanın güçlü duvarlarını küçük küçük parçaladı çünkü “ben daha azına razı olmayacağım” dedi ve 79 ile başladığı serüvende 66 kiloyu görebildi. Rabia 91 kilo olmayı kabul etmediği, henüz gencecik olduğu ve bir çocuk daha doğurmaya karar verirse aynada göreceği kadından mutsuz olacağını kendisine itiraf ettiği için 68 kiloya inebildi. Ayşenur, 26 kilo kayıpla sadece incecik genç bir kadına dönüşmedi geçmişte kendisini üzen onlarca kemikleşmiş alışkanlık ve kaygıyı da atlatarak programını tamamladı…

İsmini saydıklarım, sayamadıklarım, programlarını bitirenler, sürdürenler…

Görüyorsunuz ya, sadece sürecin zor olması da değil, bu takımdaki insanların da hayatlarının, metabolizmalarının ilaveten zor olması da bizim maçımıza dâhil… Ama oyuna asla almadığımız bir şey var: Bahaneler… Bize uğramayacak bir şey var: Vazgeçmek…

O halde bütün zorlukları ve tedirginlikleriyle bile bu zaten bir BAŞARI ÖYKÜSÜDÜR…

 

Elif Ezgi Uzmansel