17 haziran-20 temmuz arasında Fetiye müthiş bir ilerleme kaydetti... Bunu sağlıkla, doyarak ve tamamen bilimsel koşullar altında gerçekleştirebilmiş olması ise işin en büyük bonusuydu

17 haziran-20 temmuz arasında Fetiye müthiş bir ilerleme kaydetti… Bunu sağlıkla, doyarak ve tamamen bilimsel koşullar altında gerçekleştirebilmiş olması ise işin en büyük bonusuydu

Tatil öncesinde bir soru geldi, ben de yanıtlama işini bugüne yani tatil sonrasına bırakmak istedim. Soru şöyleydi; Ramazanda danışanlarınız nasıl ilerledi? Kilolarını koruyabildiler mi?

Ramazanda çalıştığımız arkadaşlarımız için önceliğimiz, ibadetlerini en sağlıklı ve verimli bir biçimde sürdürebilecekleri bir sistemi oturtmaktı. Mevsim itibariyle sıvı kaybı ki bu kayıp mineral, vitamin v.b mikro besin öğelerini de içeriyor- yerine koymaktı… Sonra ikinci hedefimiz kilomuzu korumak ve son hedefimiz ise kilo vermeyi sürdürmek olacaktı. Nitekim, oldukça sorunsuz ve keyifli bir liste hazırlandı. Taylan Kümeli’nin Ramazan metodu, benim tariflerimle 30 günlük keyifli, sağlıklı ve bilimsel bir listeye dönüştü.

Sahur da dahil olmak üzere, ara öğünlerle birlikte 4 öğün (max.) yapılırken, sıvı takviyesi ile Ramazan’ın son haftasını kucaklamış bulunuyoruz. Yukarıda gördüğünüz baskül sonuçları Fetiye hanıma ait… Fetiye hanım, Ramazan’dan bir hafta önce çalışmaya başladığımız bir danışanımız. Almanya’da yaşıyor ve Ramazan sonunda Türkiye’ye gelmeden kilo vermek için bize başvurdu. Bu ay 11 kilo kaybederek, sanırım bir ayda en çok kilo kaybeden kadın danışanımız oldu. Daha önce yaşadığı mide ve yorgunluk sorunlarını, Ramazan’a rağmen bu yıl yaşamaması ise ayrı bir kazanımımız.

Ayçayla tanıştığımızda yeni doğum yapmıştı. metabolizması benim "suskun" dediğim tarzda, yavaş ve inişli çıkışlıydı... Biz onunla 11 kiloya 2 ayda veda ettik... Ve incelmesi inanılmazdı...

Ayçayla tanıştığımızda yeni doğum yapmıştı. metabolizması benim “suskun” dediğim tarzda, yavaş ve inişli çıkışlıydı… Biz onunla 11 kiloya 2 ayda veda ettik… Ve incelmesi inanılmazdı…

Şimdi önümüzde bayram var…

Ramazan sürecinde birlikte çalışma şansı bulamadığımız arkadaşlarımız Ramazan sonrası için soruyorlar; bu soruyu yanıtlamayı ertelemeyeceğim:

Ramazan sonrası için, özel bir hafifleme ve incelme programı hazırladık ve kayıtlarımıza başladık. Bayramdan sonra eğer siz de bu kararları vermek istiyorsanız, sizi aramızda görmekten mutlu oluruz.

–          Aldığım kiloları vereceğim,

–          Hedefe ulaşacağım ve kilomu nasıl koruyacağımı öğreneceğim,

–          Doğru beslenme alışkanlıkları kazanacağım,

–          Bu kez başla bırak yapmayacağım,

–          Yoğun yaşam tempoma uygun beslenmeyi ve spor uygulamalarını öğreneceğim,

–          Metabolik hastalıklarımla doğru beslenme yoluyla mücadele edeceğim,

–          Tatlı krizleri, gece yeme atakları, defalarca diyette başa sarma halinden kurtulacağım.

–          Yeme içme repertuarımı genişleteceğim ve sağlıklanacağım…

–          Yaz mevsiminin ve sıcaklığın verimliliğinden faydalanarak metabolizma hızımı doğru beslenme metodu ile arttıracağım

Nilay PCOS'un marifeti olan kilolarından kurtulan canım danışanlarımdan bir tanesi.

Nilay PCOS’un marifeti olan kilolarından kurtulan canım danışanlarımdan bir tanesi.

 

Şimdilik bu program için yalnızca 4 kişilik bir kontenjanımız mevcut. Ramazan sonrası programı için kayıtlarımız başladı ve 25ine kadar sürecek… Kontenjan açıldıkça da buradan duyurmaya devam edeceğim. 🙂

Çalışma sistemimiz ve tarifemiz için lütfen mail adresimizden ulaşınız: ezgikoroglu@gmail.com

 

Sevgiler 🙂

Sağlıklı yaşam ve diyet koçu

Elif Ezgi Uzmansel

İpek, Koza ve Kelebek

Sizinle daha önce (yazılarımda) takım arkadaşlarımı tanıştırmıştım…

Onların serüvenlerinde kat ettikleri yolları anlatmış, size onlardan söz etmiştim.

Bugün kendilerinin de müsaadesiyle, kendi seçtikleri fotoğraflarını sizlerle paylaşmak istedim. Ve bu fotoğraflar eşliğinde başarı öykülerini sizlere anlatmak istedim.
Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Öncelikle kendilerine ve bedenlerine bu iyiliği yaptıkları için…

Vazgeçmedikleri için, yaşamın zorlayıcı yönüne rağmen devam ettikleri ve yılmadıkları için…

Rabia 24 kiloluk bir kayıpla sağlığına ve şu andaki formuna kavuştu. Son 8 kilomuz kaldı...

Rabia 24 kiloluk bir kayıpla sağlığına ve şu andaki formuna kavuştu. Son 8 kilomuz kaldı…

Rabia ile serüvenimiz başladığında kendisi 91 kiloydu… Bu sabah çektiğimiz fotoğrafta 67 kilo

Rabia’da şahit olduğum şey, kendi nefsine söz geçirmenin ve meyvelerini gördükçe rehavete kapılmak yerine dört elle sarılmanın güzelliğiydi. Kendisi ile 59 kilo için sözleştik. O hiçbir zaman “amaaan nasılsa ben 24 kilo verdim bu bana yeter” demedi… Bu yola çıkarken kendisine ne söz verdiyse bu sözü tutabilmek için hedefe ulaşana kadar devam ediyor.

Ayça 8 kiloluk bir kayıpla yola devam ediyor. Bu arada bebeğini emzirmeyi sürdürüyor

Ayça 8 kiloluk bir kayıpla yola devam ediyor. Bu arada bebeğini emzirmeyi sürdürüyor

Ayça ile yola çıkalı henüz 1,5 ay oldu… Kendisi emziren bir anne… Aynı zamanda çalışıyor ve bir de üç yaşında bir kızı daha var. 1,5 ay zarfında bebeğini emzirmeye devam ederken 8 kiloya veda etti. Zannetmeyin ki bütün olanaklar onun önünde… Zannetmeyin ki, oldukça rahat bir ritmi var… Bilakis, fırsatları önünde bulan değil fırsatları oluşturan bir kadın o… Benim tanıdığım en azimli ve kararlı insanlardan. Ben ondan, bir yola çıktığımızda her şeye rağmen devam edilebileceğini öğrendim. Hedefimiz 55 kilo olmak, yolumuz uzun ve bize onun bu kararlılığı eşlik ettiği müddetçe her şey yolunda olacak inşallah 🙂

Funda bir ayda 5 kilo hedefini tutturdu :)

Funda bir ayda 5 kilo hedefini tutturdu 🙂

Funda bir insanın kendisine biçtiği hedefe ulaşmanın diğer ismi oldu benim için. Birlikte yola çıkarken 1 ayda 5 kilodan kurtulmak üzere sözleşmiştik. Ancak kendisi ne yazık ki, birlikte başlamadan önceki üç hafta zarfında direnç kilosundaydı. Tartısı milim kıpırdamıyordu. Sonra biz tanıştık… Funda tam 1 ayda kendisine verdiği sözü tuttu. Takım arkadaşlığımız esnasında, iki çocuklu bir anne olan Funda’dan şunu öğrendim: “Yürüyüş yapma şansın yoksa arabaları bir köşeye bırak ve her yere yürüyerek git” Günde 16bin-17bin adıma kadar çıkan çizelgesi kilo verme serüveninde ona en çok yardımcı olan etken diyebilirim.

72 kilo ile başlayan ve 12 kiloya veda ederek yerini sağlıklı alışkanlıklara ve korumaya bırakan süreçte benim kazancım Duygu gibi bir arkadaş edinmekti...

72 kilo ile başlayan ve 12 kiloya veda ederek yerini sağlıklı alışkanlıklara ve korumaya bırakan süreçte benim kazancım Duygu gibi bir arkadaş edinmekti…

Duygu benim Mersin’deki ilk danışanlarımdan… Şimdilerde kendisiyle takım arkadaşlığından çok, yakın arkadaşlığımız var artık. O, kendisini mutsuz eden ve 10 yıldır başına musallat olan 12 kiloyu vermekle kalmadı. 7-8 aydır düzenli yürüyüş alışkanlığını edindi ve ulaştığı kiloyu korumayı başarıyor.

Deyim yerindeyse, Aslı ile üç haneli sayıların totosuna tekmeyi bastık, obezite riskini hayatımızdan şutladık, ve dümeni hedefimize yani "65"e kırdık

Deyim yerindeyse, Aslı ile üç haneli sayıların totosuna tekmeyi bastık, obezite riskini hayatımızdan şutladık, ve dümeni hedefimize yani “65”e kırdık

Benim canım Aslım’a gelince… Kendisi bir doktora öğrencisi, tezinin son aşamalarında ve uykusu ve sosyal hayatı konusunda inanılmaz fedakârlıklar yaparak kendisini tezine adamış durumda… Dahası basitçe televizyon dahi izleyemeden, soluklanmadan bir günü diğerine bağlıyor… Onu tanıdığımdan beri böyle. Kendisine zaman ayırmayı seçtiğinde ise bunu yürüyüşünü yapmak için kullanıyor. Şimdiye kadar diyetini hiç aksatmadı… Tez sürecinde ne yazık ki onun yakasına yapışan zorluklar olmuş, insülin direncinden tutun da, hafif hipotiroidiye kadar… Dahası o, bir zaman gelip kendisini kilolarca tatlı yerken bulduğunu anlatmıştı… Bütün sosyalliğini ve rahatlama unsurunu yeme içmeye indirgediğiniz mücadeleli zamanlar olur; Aslı da bunu yaşamış ama değiştirmeye ahdetmişti… Bugün onunla çıktığımız yolda üç haneli sayılardan kurtulmamız, sürecimize başladığımızdan beri kendisinin asla ama asla diyetini aksatmamasının eseridir. Yolumuz uzun, ama görüyorsunuz ya, biz doğru yoldayız…

Elverişsiz diye bir şey yoktur...  Eda bunun ennnn güzel örneği. Canım Eda :) Ben onu çookk seviyorum.

Elverişsiz diye bir şey yoktur…
Eda bunun ennnn güzel örneği. Canım Eda 🙂 Ben onu çookk seviyorum.

Size Eda’dan geçen hafta söz etmiştim… Onun bulunduğu yerdeki imkânsızlıkları onu durdurmadı. Spor yapması için “elverişsiz” sözcüğünün yetersiz kaldığı şantiye ortamı bile durdurmadı… 70 kilo başladığımız yolculuğumuzda 62 kilo durağına geldiğimize göre ondan öğrendiğim en önemli şeyi söyleyeyim. “Sen istediğinde elverişsiz diye bir şey yoktur”

İşte size takım arkadaşlarımdan bazılarını tanıttım; bana bu şansı verdikleri için kendilerine çok teşekkür ederim. Ama asıl teşekkürüm kendilerine bir şans tanıdıkları içindir… Hedeflerine ulaştıklarında kozasını kırıp uçan kelebeklerin hikayesini de dinleyeceksiniz.

Şimdilik bizden bu kadar

Sevgiler

Elif Ezgi Uzmansel


			

Bahane En Büyük Ağırlıktır! Ondan Kurtulun :)

en baştan hafifleyin...

en baştan hafifleyin…

Sevgili okurlar,

Öncelikle başarı öykülerimize gösterdiğiniz ilgi ve coşkuya çok teşekkür ederim. Hem kendi adıma, hem de öykülerini bizlerle paylaşan arkadaşlarım adına…

Konuya dair sizlerden birçok mail geldi, ne yazık ki, her birini zamana yayarak okusam da hepsine geri dönemiyorum. Zaten bu zamansızlığım yüzünden çok sevsem bile buradaki yorumları da kapatmak zorunda kalmıştım… Ancak içim bir noktada rahat, blogumdaki yazılar, listeler ve dahası altı bine yakın yanıtlanmış yorum pek çok okurum için oldukça aydınlatıcı nitelikte. Her biri aradığı, daha önce pek çok kez sorulmuş sorunun cevabını bu yazı ve notlar arasında rahatlıkla bulabilecekler. Lütfen sayfalar arasında özgürce gezinin 🙂

Bana gelen maillerden bir tanesinde de şöyle bir soru vardı? “Sizin hep başarı öyküleriniz mi var? Hiç duraklamalar, patlamalar, bocalamalar yaşamıyor musunuz?” ve şöyle devam ediyordu “… Ben kusur arayan birisi değilim ama o kadar çok tökezledim ki, kendimi tek başarısız benmişim gibi hissediyorum.”

Öncelikle bu açık yürekli mail için teşekkür etmeliyim. Bu yazıyı da başta o arkadaşım için yazıyorum… Sizinle şimdiye dek hep başarı öykülerini paylaştım. Bu, sürekli ve kesintisizce başarılar içerisinde olduğumuz için değil… Burası, hayal kırıklıklarının, bocalamaların ve sürekli yinelenen hataların son bulacağı durak olduğu için böyle… Hani, klasik bir söz vardır “günün en karanlık anı güneş doğmadan hemen öncedir” diye… Sanırım biz günün ilk ışıklarının düşmeye başladığı o ana denk geliyoruz… Ben, umutsuzluğun bir ötede kaldığı duraktan sesleniyorum sizlere… Adım attığımız, vazgeçmekten vazgeçtiğimiz, karanlığın fişini çektiğimiz, yılgınlıkları imha ettiğimiz atölyenin kapısından sesleniyorum. Burası hiç de rahat ve kolay bir yer değil… Kapıdan içeri girenlerin hepsi kolay yolları, geçici ve kısa vadeli beklentileri orada bırakıyorlar. Kapıdan içeri girerken, geçmişten getirdikleri tedirginlikler ve betonlaşmış alışkanlıklar var ceplerinde… Defalarca başa sarmış hikâyeler var… Başaramazsam korkusu var. Kendimizi kandırma davranışı bu kapıdan içeri giremez mesela… Ne isek o’yuz… Herkes kendi bedeniyle, iradesiyle yüzleşecek… Herkes neyi hayal ederek başladığını bir dövme gibi içine nakşedecek… Yaptığı doğru şeyin er ya da geç mükafatını mutlaka ama mutlaka alacak. Yanlış bir şey yaptığında da bunun sonucunu bizzat görecek, artık örtbas etmeyecek, bu neden oldu ki şaşkınlığına düşmeyecek… Evet dediğim gibi, hayalimizi bir dövme gibi zihnimize nakşetmeli… Ertesi gün zorlanınca o hayalin bir yere kaybolmadığını bilmemiz gerekiyor çünkü… Bunun basitçe zayıflamak, bir pantolonun içine girmek olmadığını; kendimize verilmiş bir sözü tutma davası olduğunu, bedenimizde başlayan irademizle süren ve oradan da ruhumuza, mutluluğumuza ulaşan bir süreç olduğunu anlamak olduğunu bilmemiz gerekiyor.

Başarı öyküleri anlatıyorum çünkü sözünü ettiğim insanlar da sen gibi, ben gibi birçok tedirginlikle yola çıktılar. Ama ağırlıklarından kurtulurken önce bahanelerini attılar… İşte ilk başarı bu! Bahanelerinizi atınca, inanılmaz hafifliyorsunuz 🙂 bahanesi olmayan bir insan ışık hızıyla yatağından fırlayabilir, yürüyüşüne gidebilir, yemeklerini akşamdan hazırlayabilir, çantasına ara öğünlerini koyabilir… Bahanesiz bir insan ders aralarında ara öğünlerini yiyebilir, ameliyatı bitince evden getirdiği yemeğini tüketebilir, toplantı esnasında suyunu içebilir, sosyal ortamlara çayıyla kahvesiyle hiç olmazsa salatasıyla eşlik edebilir… Bahanesiz insan spor salonlarına kaydolamasa bile, gece yarılarına kadar çalışsa bile iki uzak mesafe arasında onlarca tur yürüyebilir evet bir iş yerinde günlük yürüyüşünü yapabilir… Bahanesiz insan, seyahatine çıkarken çantasına sabahları yemek için bir kutu yulaf koyar mesela, hatta ben baskülü ile iş gezisine giden danışanlarımı biliyorum. Şimdi size nasıl “başarısızlıktan” bahsedebilirim? Bu inat değil midir? Bu azim değil midir? Bu “ben yapabiliyorum” demenin gururu değil midir?

Velhasıl, bahanesiz bir insandan daha çevik olanı göremezsiniz…

Bahanesiz insan baskül ona direndiği zaman baskülden daha inatçı olan insandır… Ona nanik yapar ve der ki; “Doğru olan şeyi yaptığımda küçük de olsa bir şansım var ama şu an vazgeçip yanlış olanı yaparsam o küçük şansımı da kaybederim” Anlayacağınız, baskül durur ama bahanesiz insan durmaz…

Gerçekten, size doğru söylüyorum, bahane gittiği zaman geriye siz kalırsınız. Sadece siz! Kendisine ulaşabilen insanın başarmamak için hiçbir nedeni yoktur.

Gelelim bocalamalara…

Yani benim de senin de ve evet evet senin de yaşadığın o kaygı anlarına… Sabırsızlık ve karamsarlık patlamalarına…

Hani aylar boyunca üzerimize yapışan kiloların bir anda uçup gitmesini ümit ediyoruz ya… O anlar mesela… Ya da iki kilo verince bunu az buluyoruz ya. (haydi gidip iki kiloluk bir karpuzu alın ve üzerinize yapıştırın mesela ve onu gittiğiniz her yere götürün…) İşte o anlarda size yardımcı olacak tek şey yaptığınız şeyi neden ve nasıl yaptığınızı hatırlamaktır.

Arkadaşımın mailinde yazdığı gibi, tökezleyebilirsiniz. Defalarca hem de… Ama bir sonraki sefer için tökezlememeye çabalamanız önemlidir. Buradaki anahtar “kusursuzluk arayışı” değildir sizin samimiyetle çabalamanızdır. Bir önceki seferde gerçekleşen hatalardan ders almak ve yinelememektir samimiyet…

Kısacası…

Size ne “bir haftada beş kilo” tarzında umut pompalarım ne de “sizin kilo vermeniz imkânsız” diye umutsuzluk aşılarım. Emek, disiplin, sabır ve doğru rehberiniz varsa ve iradenizi, kendinizi kendinizden koruyacak şekilde eğitmek için kararlıysanız başarı sizin için zaten kaçınılmazdır. Bu yaz için on kilo yirmi kilo vereyim, sonra kaldığım yerden yeme içme konusundaki çılgın tüketici moduma geri döneyim demek sizin bir yaz mevsiminizi kurtarır. Doğru beslenmeyi öğreneyim ve duygusal açlığımı alt edeyim demek ise hayatınızı kurtarır…

Şu durumda, siz günün en karanlık, en kırık, en umutsuz anında mısınız? Sizi nelerin yıkabildiğini çok iyi ve yakından gördünüz mü? Kendinize verdiğiniz sözleri tutmadığınızda hissettiklerinizi iyice anladınız mı? Aynada gördüğünüz kişiye yabancı mısınız? Yorgunluk ve ağırlık sizi nakavt etti mi? Peki… Çok güzel! Madem günün en karanlık anındasınız eğer şimdi kalkıp doğrulmaya karar verirseniz, gün sizin için de doğacak. Hatalarınız orada ki onlar sizin kılavuzunuz…. Onlara bakın ve neyi YAPMAYACAĞINIZI zihninize iyice yazın.

Gelelim benim canım BAHANESİZLERİME…

Önce Cella’ya, Deniz Sevim’e, Selin’e, Ahu’ya, Ayça’ya, Çiğdem’e, Aslı’ya, Duygu’ya saygılar… Gördüğüm en amansız, en bahanesiz kadınlarsınız…

Emine, kutlarım seni, bir ayı 10 kilo kayıpla tamamladığın için ama en çok kendi adına müthiş bir şey yapmak üzere adım attığın için… “Gör bak ben nasıl tutarım boğazımı” dediğin için… Teşekkürler Pelin, genceciksin ve bu kadar disiplini ve sorumluluğu layıkıyla yerine getiriyorsun. 1 ay olmadan 4 kiloya tekmeyi bastın bu sayede… Güliz ve Burak çiftinin başarısına koca bir alkış. Evin içinde esen sağlıklı beslenme rüzgarları Burak bey’in 114 kilodan 102 kiloya düşmesini; Güliz’in hem çalışan hem de emziren bir anne olarak 61 kilodan 54 kiloya düşmesini beraberinde getirdi. Ahu, 78 ile başladığı maratona 71 ile devam ediyor. Bunu da kiloları direnirken bir an bile vazgeçmeden yaptığı şeyi sürdürmeye borçlu… Eğer, nasılsa kilom durdu, çok bozuğum gidip de şundan azcık yesem ne olur deseydi bugün 78’e geri dönmüş olabilirdi… Duygu 2 haftada 4 kiloyu şutladı. İki çocuklu bir anne olarak sabah çok erken saatlerde yakalayabileceği yürüyüş fırsatını kaçırmamasına borçlu bu başarıyı… Nilay “nasılsa benim Polikistik Over Sendromum var ben kilo almaya mahkumum” demedi, bu sayede de 74 kilo ile başlayan serüveninde 68 kilonun kapısına dayanabildi. Ezgi, 98.7 kilo ile başlayan mücadelesinde “insan bunlarla da doyuyormuş” diyerek şikayet etmek yerine benimsemeyi seçti ve 18. Gününde 94 kilonun kapısına dayandı… Ayça, yeni doğum yapmış bir anne olarak işe başlamadan önceki zamanından 2 saatini uyumaya değil yürümeye ayırdı. Bugün 85.1 kilo ile başladığı yolculuğunda 82 kiloya bu sayede ulaştı… Duygu, sürekli mobil halde, ülkenin bir ucundan diğerine gezen bir insan olarak baskülünü ve yemeklerini yanında taşıdığı için 63 kilodan 58’e düşebildi. Aslı, “doktora tezimin son dönemindeyim aman azcık daha kilo alayım, zaten korkunç bir stres, baskı ve iş yükünün altındayım ne olacak” demediği için üç haneli sayıları uğurlayabildi… Selin, ona yardımcı olmayan bir metabolizmanın güçlü duvarlarını küçük küçük parçaladı çünkü “ben daha azına razı olmayacağım” dedi ve 79 ile başladığı serüvende 66 kiloyu görebildi. Rabia 91 kilo olmayı kabul etmediği, henüz gencecik olduğu ve bir çocuk daha doğurmaya karar verirse aynada göreceği kadından mutsuz olacağını kendisine itiraf ettiği için 68 kiloya inebildi. Ayşenur, 26 kilo kayıpla sadece incecik genç bir kadına dönüşmedi geçmişte kendisini üzen onlarca kemikleşmiş alışkanlık ve kaygıyı da atlatarak programını tamamladı…

İsmini saydıklarım, sayamadıklarım, programlarını bitirenler, sürdürenler…

Görüyorsunuz ya, sadece sürecin zor olması da değil, bu takımdaki insanların da hayatlarının, metabolizmalarının ilaveten zor olması da bizim maçımıza dâhil… Ama oyuna asla almadığımız bir şey var: Bahaneler… Bize uğramayacak bir şey var: Vazgeçmek…

O halde bütün zorlukları ve tedirginlikleriyle bile bu zaten bir BAŞARI ÖYKÜSÜDÜR…

 

Elif Ezgi Uzmansel

 

Taptaze bir haftaya başlarken…

ve şimdi sağlıklı beslenme zamanı...

ve şimdi sağlıklı beslenme zamanı…

Nasıl başlarsa öyle gider lafını sevmem bakmayın…
Bazen gün yağmurlu başlar, ikindileyin bakmışsınız ortalık güllük gülistanlık. Sabah çatacak yer ararsınız ama bir sakinleşme, küçük bir nefes alışverişi, belki bir fincan kahve derken her şey ters yüz olmuş ve yoluna girmiş…
Ama bugün ben nasıl başlarsa öyle gitsin diyenlerdenim… Zira bu kez başlangıçlar çok güzeldi.
İlk haber Duygudan geldi. Duygu ile ikinci turumuza başladık. İlk hedefimize ulaşmıştık, şimdi sırada ikinci hedefimiz var. Bu hafta 2 kilo 100 gram kaybetmiş. Gerçekten güzel bir başlangıç değil mi?
Sonra bir haberi de Emine patlattı. 21. Günümüzdeyiz ve Emine tam 8 kg verdi.
Sedef’ten 74 kg olarak başladığı yolculuğuna 65 kilo olarak devam ettiği müjdesini duyduk.
Gülen ise 1,5 ayda yaklaşık 10 kiloyla vedalaştı… Ama en büyük vedalaşma üç haneli sayılarla oldu.108 kilodan 98.7 kiloya indi. Alp Bey de bir buçuk ayda 10,5 kiloya veda edenler arasında… Bu haber de sabah geldi. Dedim ya size oldukça güzel bir sabahtı 🙂
Nilay ilk haftasına 3 kilo 200 gramlık bir kayıpla başlamıştı. Figen ise 1 aylık maratonu 3 kiloyla vedalaşarak sürdürüyor.
Anlayacağınız bana bu haftanın başında muheşem haberler geldi ve ben de bütün kalbimle dua ettim:
Allah’ım başladığı gibi gitsin.
Sizinle yeni müjdelerle yeniden buluşmayı diliyorum.
Bu arada…
Siz de eğer bir başlangıç yapmak istiyorsanız;
1- Kaç kilo vermeyi hedefliyorum?
2- Neden kilo aldım?
3- Beslenme yanlışlarım nelerdir?
4- Yeterli sıvı tüketiyor muyum?
5- Kendimi tıkabasa doyurup sonra uzun süre aç bırakıyor muyum?
6- Kulaktan dolma diyetleri kendi üzerimde deniyor muyum?
7- Yeteri kadar egzersiz yapıyor muyum?
8- Kötü bir besini yerken kendime bahaneler üretiyor muyum?
9- Beni doğru beslenmekten alıkoyan temel şeyler nelerdir?
10- Klinik bulgularım hakkında ne biliyorum?
Gibi soruları kendinize sorabilirsiniz. Bu sorulara verdiğiniz dürüst yanıtlar, size en kalıcı ve gerçekçi yaklaşımı getirecektir. Tabağınız size ne kadar iyilik yapıyor bunu tespit etmek için doğru bir zaman…
Herkese güzel bir hafta dilerim
Elif Ezgi Uzmansel

Başarı Hikayelerimiz-2

success

Bugün Nisagül ile başarı hikayelerimiz ikiye çıktı ve neşemiz de ikiye katlandı 🙂

O zaman işte Nisagül’ün güzel hikayesi gelsin -bu arada onun yolu daha devam ediyor ve son dönemeçte-

 

Ezgi hanım

 

Size gönülden kocaman bir merhaba:))) Nasılsınız takip ettiğim kadar gayet güzel, formda ve zindesiniz.

 

En son attığım mailden sonra 1 ay geçmiş istedim ki size yeni kilomdan bahsedeyim
Bugün itibariyle kilom 72kg yani 4.5 ayda 31.5 kilom gitti. Gayretle 60 kiloya ineceğim günü bekliyorum ve azimle çalışmalara devam ediyorum… İstiyorum ki hedefime ulaştım artık ben 60 kiloyum diye size yazmak istiyorum. Listelerime uymaya devam harekete devam sağlıklı beslenmeye devam…

Eskiye göre kendimi kuş gibi hafif hissediyorum: artık çocuklarıma yetebiliyorum ve çok az yoruluyorum

Sizle kısaca bir şey paylaşmak istiyorum 103,5 kg iken bel ağrısından ve ayak ağrısından duramıyordum. Herhalde bende bel fıtığı var diye düşünüyordum bunun için dr. gittim doktor bana baktı baktı “önce zayıfla sonra gel” dedi. Doğru düzgün muayene bile etmedi. O kadar sinirlendim ki çok da mutsuz oldum dedim “MR çekmeyecek misiniz?”
“Hayır gerek duymuyorum” dedi

“Nasıl olur” dedim “film falan görmeden direk zayıfla ondan sonra diyorsunuz”

Dedi ki “Diyelim ki film çektirdim ve sende bel fıtığı var… Çaresi önce zayıflamaktan başlar ben seni masrafa sokmadan sonuçtan başlıyorum…”

Evet, o zaman çok kızdım ve kendi irademle ama sizin sayenizde zayıfladım inanın daha kilom olmasına rağmen ne bel ağrım kaldı ne de ayak ağrım… Evet sonuç her şey sağlıkla kilo vermekten geçiyormuş ve çok mutluyum. Bu kadar başınızı şişirdiğim için özür dilerimmm….

Bir de, ben de 10 bin adım kampanyanıza başladım 3 gündür evde yürüme bandında 1.5 saat yani 7 kilometre yürüyorum kendi adımlarımın hesabına göre…

Nisagül

Nisagül fotoğraf çektirmeyi sevmediğini ama bizlere ilham vermek için önümüzdeki günlerde baskül ve diğer fotoğraflarından paylaşacakmış 🙂 Kendisine çok teşekkür ediyoruz :))

 

Başarı Hikayelerimiz -1

Tebrikler :)

Tebrikler 🙂

Bugün mail kutumu başarı hikayeleri coşturdu. Şu an gözlerimde hala yaşlar olduğu için eksik ya da kusurlu yazabilirim, şimdiden affola. Bunlar mutluluk gözyaşı. Sevgili Ayşenur bana hikayemi yazmak isterim dediğinde, kendisine emin misin dedim çünkü hep gizli bir çalışmamız olsun istemişti. Doğrusu böyle bir  açık yüreklilik ve duygu beklemiyordum. Ayşenur’um, canım benim, hep mutlu olasın…

işte onun hikayesi :

Sevgili Diyet Günlüğüm,

Bugün tam 26 kiloya veda ettim ve baskülde 59’u gördüm. Bundan 5 ay önce Ezgi’yle tanıştığımda kilo vermek için her yolu denemiş, kendi bedenime son derece kötü davranmış ve onu 7-8 aylık bir gel git süreciyle haşat etmiştim. Metabolizmam yavaştı, tuvalete çıkamıyordum boşaltım sistemim berbat olmuştu, ödemden yüzüm kocaman gözlerim ufacık kalıyordu. Tahlil yaptırmaya korkuyordum. Üniversite yıllarındaki o incecik kız gitmiş, yerine uzun tuniklerin ardına saklanan, eş dost buluşmalarında “ben böyle mutluyum” yalanını söyleyip tuvaletlerde ağlayan kadın gelmişti. İş yerinde son aylarda sunumlarım kabusa dönüşmüştü. İnsanların önüne çıkıp konuşurken, yaptığım şeye değil “karnıma bakıyorlar mı, ben yokken bunu konuşuyorlar mı” gibi paranoyakça düşüncelere dikkatimi veriyordum. Ailemde diyabet geçmişi vardı ve biliyordum ki bu illet kaçarı yok eninde sonunda benim de yakama yapışacaktı.

Nişanlımla çok güzel bir ilişkimiz ve her şeyden önce arkadaşlığımız vardı, 7 yıllık bir ilişkiyi evlilikle taçlandırmayı planlıyorduk. Ama benim bu gidişatım, bedenimle olan sorunlarım ve onun “ben seni her halinle seviyorum” diyişi bile kalbimi yaralıyordu. “her halimden” kastettiği kendine ağır gelen, iki adımda soluk soluğa kesilen mutsuz kadın mıydı? Bu şekilde gelin olmak, aile kurmak ve hayatımın bu dönemine mutsuz başlamak istemiyordum.

Derken internette “şok diyet” arayışları ile dolanma maceralarım, evimi diyet kitaplarıyla doldurma çılgınlığım, ne duyarsam, “şu kilo verdirir” denilen ne varsa varımı yoğumu oraya dökme saplantım ile yanlış bir şekilde başlangıç yaptım. Bitkin ve sağlıksız bir şekilde kısa vadede çökerek zayıflayan, yaptığım şeyi sürdüremeyince kendimi açma poğaçaların içinde bulan birisine dönüştüm. Her defasında daha çok hüsranla karşılaştım. Artık diyete başlıyorum bu defa kesin dediğimde insanlar “kesin öyledir” diyerek beni başlarından savıyordu. Herkes desteğini üzerimden çekti. Hem de bunu son derece kırıcı bir şekilde yaptıklarını düşünüyor kendime değil, onlara içerliyordum. Nişanlıma bunu şikayet ederken “insanlar haklı çünkü yaptığın şeyin ömrü kısa oluyor” dedi “ben bile gün sayıyorum bu eziyeti ne zaman bitirir diye soruyorum” dedi. Bu yüzleşme beni kendimi getireceği yere, yurtdışından getirttiğim bir hapı kullanmaya başladım. Şimdi bunu yazarken öyle utanıyorum ki. Kendime bu kötülüğü nasıl yaptım ben diye. Sabaha kadar yerimde duramıyordum, kalbim ağzımdan fırlayacak gibiydi. Sudan başka bir şey içemiyordum. Bir süre sonra gerçek anlamda tuvalete çıkamaz olmuştum. Adetlerim düzensizleşmişti… O günler hiç yaşanmasaydı keşke.

Nişanlım bu defa hızla kilo verdiğimi görünce “yolunda gitmeyen bir şeyler var, sen ne yapıyorsun” diye sormaya başladı ama onu “Ben ne yapsam yaranamıyorum” diye bir bahaneyle susturmayı başardım. Ta ki, çantamdaki hapları bulana kadar… Yine yalan söyledim. Ama o gün internetten araştırmış, beni aradı, akşam çok ciddi bir konuşma yapmıştı. Benim kilo verme maceram orada sona eriyordu. Verdiğim kiloları da iki aya kalmadan misliyle geri aldım. Ödem belası çok kötüydü. Her sabah şişmiş eller, şişmiş ayaklar ve suratımı kocaman hale getiren tuhaflık… Bir de tuvalete çıkamama sorunum çok ciddi boyutlardaydı. Ama yeminliydim ve ilaç kullanmayacaktım.

Sevgili Günlük, sana o günkü moralimi nasıl anlatsam bilmiyorum. Yirmi altı yaşımdayım ve o aynada kırklı yaşlarını çoktan geçmiş bir kadını görmek nedir nasıl söyleyebilirim. Her dakika başı yorulmak nedir, bir kutu çikolatayı gözümü karartıp yemek ve kendimden nefret etmek nedir nasıl anlatabilirim. O çikolataların üç tanesinden sonra tad almayı bırakıyorsun zaten. Böyle anlamsız bir şekilde dilin uyuşuyor, sadece iç bayıcı bir şeker tadı ile bulanıyorsun. Ama hala yiyorsun çünkü geri kalan her şey ruhun için ama halbuki onu daha çok hastalandırıyorsun, haberin yok.

Abartmıyorum, o gün bir kutu pastane çikolatası yedim. Üstüne kola içtim ve üzerinden bir saat bile geçmeden bir fastfood restaurantına gidip en büyük boy menüyü söyleyip en köşe masada tekrar yedim, eve gidip tekrar yedim ve sonra bağıra bağıra ağlamaya başladım. Kendimi kusturmayı bile düşündüm ama bunun ne demek olduğunu biliyorum. Yine de itiraf ediyorum düşündüm. Her zamanki gibi yaptığımı yaptım, bilgisayarı açtım ve gezinmeye başladım. Sonra eski kilomu istiyorum yazdım google’a. Hala ağlıyordum. Ben başarılı bir insanım ama bu iş kariyerimi umursamayacak kadar kötü bir noktaya getirmişti beni. İş yerinde bile yedikten sonra internette zayıf insanların fotoğraflarına bakmak gibi bir saplantım olmuştu. İyi değildim.

Psikolojim berbat haldeydi.

Ezgi’nin blogunu işte o zaman gördüm. Hani gözümü kırpmadan nasıl yemek yediysem blogu da gözümü kırpmadan okudum. Her yorumu, her yazıyı, her detayı. Sonra Ezgi’yi takip etmeye başladım. Sabah 4’e gelirken Ezgi’ye mail yazdım. Bir hayli uzun bir mesajdı…

Ezgi’den gelen mail benim için umut ışığıydı. Hala hatırlıyorum, “önce kiloya ve yemeklere olan bakış açını düzeltmeye çalışmalısın. Ben de sana bu anlamda destek vermeliyim” diyordu yani hemen “haydi koş zayıflayalım” dememesi bile benim üzerimdeki korkuyu silmeme yardım etti. Şu an yazarken gülümsüyorum, “ben eli kırbaçlı birisi değilim ama bazen seni kendinden korumak zorunda kalabilirim. İşte o zaman ne gerekiyorsa söylerim” demesi çok hoşuma gitmişti. Gerçekten de öyle oldu. İlk ayımızda, benim saplantılarım, geçmişten getirdiğim kötü alışkanlıklar ve endişelerimle boğuştuk diyebilirim. Haftada bir kilo veriyorum, bu çok güzel bir şey ama ben isyan edip ağlıyorum neden iki kilo değil diye. Ezgi sabırla anlatıyor, önemli olan yağ kütlesi kaybetmektir. Önemli olan sağlıklı kilo kaybetmektir. Sonra çabucak verip deli gibi yiyerek geri aldığım kiloları düşünüyorum. Sakinleşiyorum ama uzun sürmüyor. Ağlıyorum, çikolata için adam vururum diyorum. “işte en başta konuştuğumuz buydu” diyor, “yemeklerle arandaki ilişkiyi abartma, normalleştir.” Hatta bir defasında aynen şu cümleyi kurmuş, ben de not etmiştim “Çikolata o kadar ilahi o kadar yüce bir şey olsa kıytırık bir ambalajda üç liraya satılmazdı” dedi. Aslında böyle küçük anlarda yanlış duygularla bağlandığım bütün yiyeceklerle yüzleştim. Eninde sonunda 1 tabak yemekti, beni doyurmak için vardı beni bir ermiş yapmak, ya da yakama madalya takmak için değil. Bir ayın sonunda programımıza kanalize oldum. İlk ay 7,5 kilo gitti. Ezgi’den isteğim birlikte olan çalışmamızı yazmamasıydı. Her an vazgeçip sonra utanmaktan korkuyordum. Bugün başarı öykümü yazdım bloguna koyar mısın dediğimde “iyi düşündün mü?” diye sormasının nedeni de bu oldu sanırım.

Ben anlatasam neler anlatmak istiyorum da, bazen kelimeler yetersiz kalıyor. Canım koçum, yol arkadaşım Ezgi’nin de dediği gibi ellerine 26 kiloluk poşetler yapışmış ve sen nereye gidersen onlar da oraya geliyordu. Market poşeti olsa bırakırsın ama vücudunun gereksiz ağırlığını azmetmeden bırakamazdın” Bu ona 59 kilo olduğumu haber verdiğimdeki ağlaşmalı mesajlarımızdan bir tanesi. ne kadar doğru… Ben bu yükü nasıl kendimle sürükledim, nasıl bir eziyet bu?

Ne mi öğrendim?

Uzun zamanda aldım, normal ve sağlıklı şekilde verdim. Tekrar düzenli tuvalete çıkmaya ve adet olmaya başladım. İçinde ne olduğunu bilmediğim ilaçlara, ambalajı süslü uyuşturucu kadar tehlikeli gıdalara köle olmamaya karar verdim. Ben marula iyi davranmadım ama o bana iyi davrandı, ben greyfurta küfür ettim ama o bana güller verdi. Ben çorbalara lanet okudum ama onlar beni sağlıklandırdı, iyileştirdi. Ezgi bana o krakerler sana acımıyor sen de acıma onlara at çöpe dediğinde demek istediği buymuş…

Şimdi sırada belimde pembe kocaman bir kurdele ile balık modelli gelinliğime girmek var. Haziran sonunda fotoğrafımı bekleyin.

Artık saklanma değil, iyi örnek olma zamanı.

Allahım sana şükürler olsun,

Kendime büyük bir aferim,

Taylan hanıma çok saygılar. Onun bilimsel listeleri olmadan olmazdı.

Ezgim sen benim ahretlik kardeşimsin. Zayıflattığın için değil, bütün insanlığınla ve kalbinle yanımda durduğun için en çok.

Herkese sevgiler.

Bu günlük burada bitmez… Sırada koruma var!!!

 

Ayşenur M.

 

Eski Alışkanlıklara Veda Ederken…

zayıflamak ve ötesi...

zayıflamak ve ötesi… Bugün bu fotoğrafla bana incelmenin müjdesini veren Esra’ya selam olsun 🙂

 

Sizlere zaman zaman, yol arkadaşlarımla sürdürmekte olduğumuz sağlıklı beslenme serüvenimizden bahsediyordum. Taylan Kümeli listeleri ile birlikte çizdiğimiz yol haritasında bakalım son vaziyet neymiş?

Ancak size bunu anlatmaya başlamadan önce, bu yola çıkarken aldığım notlara geri dönüş yaptığımı hatırlatmak isterim.

Çünkü sağlıklı beslenme yolculuğu ile kilo vermek ve form tutmak, kısa vadede etki gösteren “şok” tariflerin aksine kalıcı sonuçları vaat eder. Bu sebeple süreci anlamaya yemin etmiş bir öğrenci olmanız ön koşuldur 🙂 Söz konusu yalnızca zayıflamak değil, sizi zayıflatan iyi alışkanlıkları hayatınıza süresiz olarak dahil etmektir. Anlayacağınız, katılımcılık, vazgeçmemek, sormak, anlamaya çalışmak ve iletişimde kalmak bu işin sırrı diyebiliriz… Yorulduğunuzda bu yolculuğa neden başladığınızı anımsamak çok önemlidir.

Ben de bu sebeple başlarken aldığım notlara yeniden göz attım. Bütün notlar ve kat edilen yollardan bana mutluluk payı olarak şunlar düştü:

İlk mesaj: Defalarca denedim ama başa sarmaktan çok yoruldum.
Sonraki mesaj: Bu defa başarıyorum. Vazgeçmeden devam ediyorum.

***

İlk mesaj: Kendimi diyetler esnasında sosyal olarak da sınırlanmış hissediyorum.

Sonraki mesaj: Bir toplantım var, neleri tercih edebiliriz?

***

İlk mesaj: Ben sabah başlayıp öğlen bozuyorum, artık kendime güvenim kalmadı.

Sonraki mesaj: Seyahatte bile bozmadan sağlıklı beslenmeyi sürdürebiliyorum.

***

İlk mesaj: Aç kalmaktan çok korkuyorum.

Sonraki mesaj: Programımız bittiğinde de bu tarifleri yapacağım; çok zevkli ve lezzetli şeyler var.

***

İlk mesaj: Su içmeyi unutuyorum

Sonraki mesaj: Su içmeden yapamaz oldum.

***

İlk mesaj: Ben gece yemeden duramam…

Sonraki mesaj: Aylardır gece açlığı çekmiyorum.

***

İlk mesaj: Bir defa bozulunca vazgeçiyorum.

Sonraki mesaj: Tökezlesem de birlikte devam ettiğimiz için başardık.

***

İlk mesaj: Çok tembelim spor yapamam…

Sonraki mesaj: Spor yapmadan uyuyunca dinç uyanamıyorum.

***

İlk mesaj: Koladan nasıl vazgeçeceğim

Sonraki mesaj: Ben bu kolayı nasıl içmişim!

***

İlk mesaj: Bu tarifler çok tuhaf değil mi?

Sonraki mesaj: Sabah iksirimi seviyorum, herkes bu ne diye soruyor…

***

Cuma günü bütün danışanlarımdan gelen mesajların ve maillerin dökümlerini; ilk başlama noktamızdaki sıkışmaları; sonra onları vazgeçmeden çözmek için gösterdiğimiz çabayı, başardığımızda paylaştığımız mutluluğu yeniden görme şansım oldu.Ortada üstün körü olmayan, daima ince ve ayrıntılı çalışılan süreçler var. Önümüze takılan engeli aşmadan önce onu iyice tanımaya çalışmış olduğumuzu gördüm. Çünkü yeniden karşımıza çıktığında nasıl davranmamız gerektiğini bilmek istiyorduk.

Bütün bunları basitce “zayıflama” olarak açıklamak çok haksızlık olur… Gerçekten kilo kaybı konusunda şahaneyiz… İnceliyoruz, sıkılaşıyoruz… Şimdiden kıyafetleri daraltmalar, eski kıyafetleri kaldırmalar başladı bile… Sevgili kadın danışanlarımın içlerindeki kuğunun uyanışına şahit olmak muhteşem bir şey… Erkek danışanlarım ise kendi sözleri ile “jilet gibi” oldular. 🙂 Bahara hafif bir merhaba diyoruz… Ama bütün bu görüşünüşsel değişimin ötesinde herkesin beslenme tarihçesine bir çağı kapatıp bir çağı açtığına, açabildiğine tanık olmak paha biçilemez…

Rabia ile Kasım 18de başlayan yolculuğumuz 20 kilonun kaybıyla bugüne ulaştı. Selinle 10 kiloya veda ettik. Tuğba da çok zorlu bir direncin ardından bugün 10 kiloyla vedalaştı. Duygu 10 kilo verirken 36 bedene girebilmenin mutluluğunu yaşıyor. 36 bedenle kavuşan bir başka danışanım da Nadire. Yasemin ilk haftasında 3.2 kilo vererek bomba gibi bir başlangıç yaptı. Cella ile 1 ayda 5 kiloyu uğurladık ve bunu bizi zorlayacağını vaat eden metabolizmasına rağmen yaptık. Sütler arttı, kilolar azaldı… Aslı’nın metabolizması da inatçı mı inatçıydı ama biz 1,5 ayda 6 kiloyu devirdik. Esra… Benim canım genç arkadaşım… 9 kilo kaybederek PCOS’un metabolizmanın frenine basan huysuzluğuna kafa tuttu. Bu arada 42 bedenden 38 bedene düştüğü müjdesini de verelim… Figen ise hem can arkadaşım oldu, hem de 7 kiloyla vedalaşarak koruma sürecine merhaba dedi…

Ama bu rakamların ötesinde hepimiz, ismini saydığım ya da sayamadığım herkes kazandığı yeni alışkanlıkları ile asıl ödülünü alıyor.

Takım arkadaşlarımın hepsine, kendilerine inandıkları ve vazgeçmedikleri için teşekkür ederim.

Sağlıklı Yaşam ve Diyet Koçu
Elif Ezgi Uzmansel
ezgikoroglu@gmail.com