Kilo Vermek İstiyor musunuz?

Sevgili Takipçilerim,

Gün geçtikçe artan ilginiz beni çok mutlu ediyor ama bazen sorulara yetişmekte güçlük çekiyorum ama istemiyorum ki sizler de yanıtsız kalmayın.

Gel gelelim, minik bebeğim, yazı ve dikiş işlerim ve kendime ayırmam gereken zaman size yetişmemi engelliyor. Bir de 100 sorudan 80’i daha önce çok kez sorulmuş sorular oluyor. Ancak ben bundan böyle daha önce yanıtladığım sorulara geri dönmeyeceğim ki zaman kaybı olmasın. Önümüzdeki günlerde de hem bir seyahatte olacağım,ardında da kitabım için kapanacağım.

Bu anlamda sorularınızı sormadan önce çoooook iyi okuma yapmanızı rica edeceğim sizlerden 😀

Örneğin, “Yurt dışında kefir bulamıyorum, ne yapmalıyım” sorusu… O kadar çok kez yanıtladım ki. Bu konuyla ilgili bu makaleyi yazmama rağmen sorular devam etti. Sevgili takipçiler, yorumlar ve makaleler cevaplar içeriyor. Lütfen dikkatle okuyunuz.  🙂

Kışın nektarin bulamıyorum yerine ne olur, ? Lütfen yorumlara ve liste başındaki nota dikkatlice bakınız.

Açlık ve tatlı krizleri yaşıyorum ne yapmalıyım? Lütfen yorumları okuyunuz ve makaleleri ayrıntılı inceleyiniz.

Listelere ulaşamıyorum, nereden başlamalıyım?  Bu soru için bu makaleyi yazmıştım.

Listeler haftalık mı? Yine cevabı yukarıda…

Hamileyim nasıl bir beslenme takip etmeliyim? Arama kutucuklarını kullanabilirsiniz. Çünkü şu iki makaleyi sizin için hazırlamıştım:

1- Bu

2- Bu

Göbek bölgemden şikayetçiyim ne yapmalıyım?

Emzirenler listeleri nasıl yapıyor?

Yeşilçay sütü etkiliyor mu?

Bende şeker var, hipotiroid var, çölyak var bu diyetleri yapabilir miyim?

Ben kefir bulamadım ne yapmalıyım?

Kefirin light olanını bulamadım ne yapmalıyım?

Yerine ne olur?

Kepekli pirinç yerine ne olur?

****

1- Lütfen blogdaki arama kutucuğunu kullanın,

2- Bütün makale ve yorumları dikkatlice okuyun

VE LÜTFEN BLOGUMUZU İYİCE İNCELEYİN, BUNDAN SONRA DAHA ÖNEMLİ VE ACİL SORULARI YANITLAYABİLECEĞİM ÇÜNKÜ :))

Anlayışınız için şimdiden teşekkür ederim. Sevgiler.

elif ezgi uzmansel

Bu da benim zaafım!

by.carol apple

Eh çok şahane…

Verdik 33 kiloyu. Genetik olarak da sağlam bir dokumuz varmış Maşallah, öyle sarkma, çatlama vesaire olmadı -aman ne marifet!

Ama bir de şöyle insanın sıkılaşmasıymış, zinde, formda olmasıymış ne güzel olurdu değil mi?

Elbette öyle olurdu. Evde yaptığım bir kaç düzensiz yürüyüş ve çılgınca koşuşturup bebekzede olmamın ardından şunu fark ettim ki, hergün spor yapmaya karar veriyormuşum ben.

Bu blogu açarken temel amacım, son derece komplekssizce takipçilerime olan zaaflarımı söyleyip, onlara söz vermek suretiyle bir takım şeylere başlayabilmek…Çünkü kendime verdiğim sözden cayabilirim, hatta usuuuuuuuuulca tüyebilirim ama ikinci bir şahsa söz verildiğinde bu daha etkili olabiliyor. Velhasıl ben “zararı kendisine” tiplerden biriyim sanırım.

Neyse şimdi konumuza geri uçalım: Benim spora başlamam lazım.

1) Tamam çatlamamış ya da sarkmamış olabilir fakat bu knor jöle kıvamında olduğum gerçeğini değiştirmez, biiiir..

2) Bebeksel döküman taşımaktan kol, bel, boyun namına hiçbir şey kalmadığı gibi emzirirken akrobasinin şahını yaptığımdan derhal kendime bu iyiliği yapmam lazım.

3) Sonra beyler hanımlar seratonin faktörü var. Ben bir milyon wattlık bir öfke yüküyle spor yapmaya başlamış olsam bile, hani diyelim gözlerimden sicim gibi yaşlar akarken (ki insan niye böyle bir anda spor yapar ama kriz anlarında insanlar saçmalayabilir neyse…) spor yapmaya başlasam, sinirleri alınmış kuzu kebabı gibi oluveriyorum. Buna nasıl hayret ediyorum ve buna rağmen

NİYE SPOR YAPMIYORUM BEN?

 4) Son not: Bir de spor adı altında yaptığımız hareketler beni çocukluğa en çok yaklaştıran şey. Hem spor yapma bahanesi olmasa o köprü kurma hareketini insan niye yapsın… Biz canımız çektiğinde böyle şeyler yapmıyoruz.

Spor Güncesi

Hemen, bütün gönül açıklığımla söyleyim:

  1. Asla düzenli spor yapma alışkanlığım olmadı.
  2. Zamanında atletik bir vücuda sahip olduğum doğruydu ama kilo verme sporları diye tabir ettiğim aerobikti, pilatesti, yogaydı, stepti hiiiiç beceremedim. Onlar için gereken senkronizasyon yeteneği bende gıdım bulunmamaktadır. Zira, dans da edemem. Varsa yoksa doğaçlama…
  3. Salonlar beni sinirlendirir. Müthiş popolu kadın hocalar ve karnı baklavalı erkek hocaların libidoları eşliğinde spor yapmak –hem de olanca beceriksizliğimle zor değil, caydırıcıdır da.
  4. Çok sevdiğim bir arkadaşım, üniversitenin ilgili bölümünden mezun olmuş bir pilates antrenörü. Bana üç kuruş almadan ders veriyor. Hiçbir derse gecikmedi. Ama ben o kadıncağızı yoldan çıkartıp durdum. Hadi kahve içelim, hadi domatesli makarna… Suç bende. Bir ayın sonunda bana domates doğruyordu. Oysa ben lastik çekiştirip, top üzerinde yuvarlanacaktım, plan buydu.
  5. İkinci el bir yürüyüş bandı edindim. Biraz eğimli. Tırmanış bandı desek daha doğru. Bana hiçbir şeye mal oldu. Ama uzun telefon konuşmaları yaparken üzerine çıkıp, konuşma bitene kadar yürüdüm. Hani olur ya, kazağınızın bir köşesiyle oynar, konuşma bitince de kazağı tamamen sökmüş olursunuz. Hah, benimki de o hesap; konuşma başında çıkıp biterken nefes nefese indiğim ama bundan gayrı da çıkıp iki yürümediğim bir bant oldu.
  6. Peki şimdi ne yapacağım. Hareketsizlik beni avlıyor. Hareketsizlik, içtiğim suyu havada kapıp popo yağı olarak dönüştürüyor.
  7.  Bir yüzmeyi seviyorum bir de yürümeyi. Öyle çok alingirli olmayan birkaç hareketi de düzenli yapabilirim. İşe  yarayacağına da inanırım.
  8. İşte bu yüzden SPOR GÜNCESİ bölümünde günlük kaç dakika yürümüşüm, kaç tane mekik çekmişim, kaç kez şpagat atmışım yer alacak. Eğer siz bana destek olursanız, yemin ediyorum kahve ya da domatesli makarnaya değişmeksizin kültür-fizik hareketlerime de başlayacak ve sizinle paylaşacağım.

Sevgiler